aft.jpeg

AKUT YANGI: 

Nekrozlu yangı

Yangıdaki ana bulgu nekrozdur; nekroz içeren akut yangılar (akut nekrotizan pankreatit) gibi kronik yangılarda da nekroz alanları görülebilir. Nekroz alanlarının çevresinde eksüdatif ya da proliferatif yangı bulunur.

Akut yangılardaki nekrozun ilk dakikalarında nekrotik hücrelerden çevreye onlarca-yüzlerce zararlı molekül saçılır. Çoğu protein yapısında olan moleküllerin büyük bölümü 24 saat içinde denatüre edilerek etkisizleştirilir. Etkili oldukları sürece akut yangısal tepkilere neden olurlar;

  • Öncelikle mast hücreleri aktive olur, histamin salınır. Bunu TNF, araşidonik asid, vd izler.

  • Yöresel kapillerlerde trombosit agregasyonu başlar. Trombositler dağılan damarlardan dokulara geçer ve içerdikleri onlarca medyatörü boşaltırlar.

  • Kemotaksis başlar. Bölgeye gelen lökositlerden onlarca enzim ve bakterisid etkili peptidler salınır.

  • Kan elemanları kollagen liflere bulaştığı anda Hageman faktörü aktive olur; zincirleme enzimatik tepkiler çok sayıda medyatörü ve komplemanı etkinleştirir.

  • Kompleman aktivasyonuyla birlikte anafilatoksinler olarak bilinen C3a, C4a ve C5a oluşur.

  • Dendritik hücreler (antijen sunan hücreler) parçalanan hücrelerden açığa çıkan proteinleri fagosite eder ve bölgesel lenf düğümlerine taşıyarak sitotoksik T-lenfositlerine ulaştırırlar.

  • İyileşme küçük nekrozlarda rejenerasyon, büyük nekrozlarda granülasyon dokusu ve reperasyon ile gerçekleşir.

Nekrozlu yangının türleri

NEKROZLU MEMBRANLI YANGI

Fibrinli membrana yalancı membran denildiğini daha önce belirtmiştik. Nekrozlu membrana da gerçek membran denir. Değişik genişlikteki alanlarda deri veya mukoza pıhtılaşma nekrozuna uğrar. Yüzeyde esmer-sarımtırak renkli bir örtü görülür. Örnek: basilli dizanterinin üçüncü dönemi (nekrozlu membranlı dönem).

ÜLSER  (ulcus) ve EROZYON (erosion)

  • Ülser: Deri ve mukozada epitel ile birlikte daha derin tabakalar nekroza uğrar, erir ve yerinde defekt bırakır. Çapları genellikle birkaç mm’den 5-6 cm’ye kadar değişir. Değişik derinlikte olabilir. Yüzeyden bakıldığında bir çöküntü şeklinde görülür. İç yüzünü gri-sarı renkli nekrotik bir tabaka örter. Akut ülserin derinliği az, biçimi düzensiz veya yuvarlakça, kenarları yu­muşaktır. Kronikleştikçe tabanında ve kenarında sikatris dokusu arttığından katılaşır, derinleşir, yuvarlak-oval biçim alır.  Derin olmayan taze ülserler rejenerasyonla iz bırakmadan iyileşir (resti­tutio ad integrum). Örnek: tifo ülserleri. Daha derin ve kronikleşen ülserlerde sikatris meydana gelir ve üzeri rejenere olan epitelle örtülerek iyileşebilir. Sikatris dokusunun bol olduğu geniş kronik ülserler iyileşemez.

  • Erozyon: ülserin yüzeysel şekline erozyon (erosion) denir. Yalnız epitel tabakası or­tadan kalkmıştır (erozyonlu gastrit, erozyonlu stomatitler). Rejenerasyonla iz bırakmadan iyileşir ya da derinleşerek ülser halini alır.

ÜLSER KOMPLİKASYONLARI (mide ülserleri örnek alınırsa):

Delinme (perforasyon) : aşırı derinleşen ülserler delinebilir. Örnek: mide ülserinin delinerek periton boşluğuna açılması ve peritonit. Delinme­nin 2 özel biçimi vardır; fistülleşme ve penetrasyon.

Ülser tabanı içinde lümen bulunan başka bir organa yapışır ve delin­me buraya olursa ikisi arasında bir kanal (fistül) meydana gelir. Örnek: mide ülserinin bağırsağa fistülize olması.

Eğer ülserin tabanı solid (içi dolu) bir organa yapış­mışsa ülser delinince bu organın içine açılır. Böylece delinmeye bağlı kompli­kasyonlar önlenir. Buna penetrasyon denir. Örnek: mide ülserinin pankreasa penetre olması (ülserin tabanında mide tabakaları değil pankreas bulunur).

Kanama: iki biçimde olur; (a) akut ülserin meydana gelişi ve genişlemesi sırasında ortadan kalkan dokunun kenarında bulunan küçük damarların ağızları açık kalır ve kanayabilir; (b) ülser derinleştikçe öbür dokular eridiği halde çeperleri görece dayanıklı olan arterler kalabilir. Bir süre sonra ülserin içindeki arterlerin çeperi aşınır ve incelir. Kan basıncının etkisiyle lümen genişler (anevrizma), sonun­da yırtılarak tehlikeli bir kanama yapabilir.

Darlık (stenosis) : kronik ülserlerin çevresinde sürekli olarak granülasyon dokusu meydana gelir ve sikatrisleşir. Sikatris dokusunun hacmi küçülür ve büzüşür. Bu olgu lümeni dar olan yerleri daha fazla daraltarak akımı zorlaştırır. Örnek: mide ülserine bağlı pilor stenozu.

Tümör oluşması: ülser çevresindeki epitel sürekli rejenerasyonlarla buradaki doku defektini örtmeye çalışır. Rejenerasyonlar sırasında bazı epitel hücrelerindeki mutasyonlar selim tümör (polip, papillom) veya habis tümör (karsinom) oluşmasına yol açabilir.

Akut ülserlerde bu komplikasyonların yalnızca ilk ikisi (delinme, kanama) görülür.

KAVERN

Solid organlarda (özellikle akciğerlerde) yangı ya da başka nedenlerle meydana gelen yuvarlakça boşluklardır. Yangıya bağlı kavernler için en klasik örnek akciğer tüberkülozunda görülen erimelerdir. Kazeöz nekroza uğrayarak eriyen dokunun bronşlarla dışarı atılmasından sonra yerinde bir boşluk (kavern) kalır. Komplikasyonları ülserinkine benzer.

GOM (gumma)

Sifilisin 3. evresinde görülen koagülasyon nekrozudur. Karaciğerde, kemiklerde ve başkaca yumuşak dokularda oluşur. İyileşen gomların yerinde büyük sikatrisler kalır.