DİŞLERE ÖZGÜ BOZUKLUKLAR

ve

SENDROMLAR

  • Büyüklük anomalileri

  • Biçim anomalileri

  • Sayı anomalileri

  • Dişlerin yapısal anomalileri

Dişlerle ilgili anomalilerin bir bölümü idiopatiktir, bazıları sendroma-özgü bulgu olarak saptanır. Bazılarının ise kalıtsal ya da dış etkenlere bağlı olduğu belirlenmiştir. Dişlerle ilgili bulgular içeren sendromlar için "Ayırıcı Tanı" bölümündeki DİŞLER başlığına gidiniz.

 

BÜYÜKLÜK ANOMALİLERİ

Mikrodonti: dişlerin normal boyutlarından küçük olması olgusudur. Yalancı mikrodontilerde dişler normal boyutlarındadır, ancak çeneler büyüktür. Geniş bir alanda serpilmiş gibi dizilen dişler arasında büyük diastemalar vardır. Böyle bir görüntü ilk bakışta mikrodonti izlenimi verebilir. Gerçek mikrodontilerde "Yerel mikrodonti" ve "Generalize mikrodonti" olarak iki görünüm vardır:

  • Yerel mikrodonti: otosomal dominant geçiş gösteren kalıtsal bir anomalidir. Çene arkındaki dişlerden bir tanesi normalden küçüktür. Sıklıkla üstçene lateralleri ve üstçene 3. azı dişleri etkilenir. Özellikle üstçene lateralleri, tepesi çiğneme düzlemine bakan koni biçimindedir (konik diş). Sürekli dişlere oranla daha küçük olan "persiste süt dişleri" mikrodonti izlenimi verebilir.

  • Generalize mikrodonti: çok sayıda dişin normalden küçük olması olgusudur. Gerçek generalize mikrodontilere hipofizer cücelik (pituitary dwarfism) olgularında rastlanır: büyüme hormonu yetersiz olan çocuklarda sistemik bir gelişme geriliği (cücelik) vardır. Bu tablo içerisinde dişlerin de küçük kaldıkları izlenir.

Makrodonti: bir ya da birkaç dişin olağanüstü büyüklüğüdür. Makrodontilerde "Yerel makrodonti" ve "Generalize makrodonti" olarak iki görünüm vardır:

  • Yerel makrodonti: tek dişe özgü makrodontilere genellikle altçene 3. azılarında rastlanır. Hemifasiyal hipertrofi sendromunda çenenin bir yarısında hipertrofi ve bu alandaki dişlerde makrodonti saptanır.

  • Generalize makrodonti: gerçek generalize makrodonti, çocukluk çağındaki hiperpituitarizm olgularında oraya çıkan gigantizm (giantism)’de görülür; bu olgularda çene kemikleri ve dişler olağandan büyüktür. Yalancı makrodontilerde, dişler normaldir ancak çene kemikleri normalden küçüktür. Diş dizilerinde önemli çapraşıklarla karşılaşılır.

BİÇİM ANOMALİLERİ

Geminasyon (gemination): Tek köklü iki kuronlu dişler için kullanılan tanımlamadır. Odontogenezis döneminde, bir diş germinin genellikle travma nedeniyle iki ayrı kuron oluşmasına yol açacak biçimde bölünmesidir. Bu nedenle ortak bir köke bağlı iki adet kuron meydana gelir.

Füzyon (fusion): İki ayrı diş germinin herhangi bir nedenle (travma) birbirine yapışmasının sonucudur. İlk bakışta makrodonti izlenimi veren büyükçe bir kitle saptanır. Geminasyon ve füzyon ayırıcı tanısında önce dişler sayılır: eksik diş varsa füzyon, eksik diş yoksa geminasyon tanısı konur.

Birleşme (concrescence): Kuron gelişimini tamamlamış dişlerin köklerinde belirlenen kaynaşmadır. Kaynaşma olgusu her iki dişin sement dokusu arasında gerçekleşir. Üstçene azı dişleri arasında görece sık görülür.

Dilaserasyon (dilaceration): Diş köklerinin açı yapar biçimde kıvrık olmalarıdır. Kuron gelişimini tamamlamış dişlerin kök oluşumu döneminde, dik yönde gelen travma(ların) etkisi üzerinde durulmaktadır.

Dens invaginatus (dens in dente): "Diş içinde diş" anlamına gelen bu tür diş anomalileri genellikle ön dişlerde (özellikle üstçene lateralleri) görülür. Keser dişin damak tarafında bulunan çukurun tüm sert doku katmanlarıyla birlikte pulpaya doğru çökmesidir. Bu çukurluk, yalnız diş kuronunu etkileyebildiği gibi diş köküne dek inebilir (invaginasyon). Bilateral olabilir. İnvaginasyon bölgesi besin artıkları için retansiyon ortamı sağlar; bu nedenle, çürükler ve pulpitis sık rastlanan komplikasyonlardır.

Dens evaginatus: Premolarlarda görülür. Kızılderililerde, Eskimolarda ve Asya toplumlarına özgüdür. Sıklıkla bilateraldir. Dişin oklüzal yüzeyinin ortasında aşırı tümsek oluşturan anormal bir tüberkül gelişimi saptanır. Yüksekçe olan bu bölgenin kısa sürede aşınması güçlü sekonder dentin yapımına neden olabileceği gibi, sekonder dentinin yetersiz olduğu çocuklarda pulpitis ve periapikal lezyonlara yol açabilmektedir. 

Torodontizm (taurodontism): Boğalardaki (taurus) diş özelliklerini anımsatan bir anomalidir. Bu tür biçim bozukluklarında, dişin uzunca bir kuronu vardır. Kuronun dikey boyutta uzaması pulpaya dikdörtgen bir görünüm kazandırır.  

Neanderthal insanlarda sıkça saptanan anomalilerden biridir. Down sendromu, Klinefelter sendromu, TDO, ektodermal displazi ve amelogenesis hastalarında görülebilir. Olguların çoğunun Orta Doğu ve Eskimo toplumlarında saptanmış olması coğrafik patoloji açısından önemlidir.

Süpernümerer kök oluşumu: Kanin, premolar ve üçüncü azılarda görülen ve artı köklerle karakterize bir biçim anomalisidir.

Mine incisi: Çok köklü dişlerin bifurkasyon bölgesinde ya da tek köklü dişlerin kolesinde saptanan mine damlacıklarıdır. En sık üstçene azı dişlerinde görülür. Mine-sement sınırında kubbemsi bir çıkıntı yapar. Anomalinin kökeni, diş germindeki ameloblastik hücrelerin hernileşmesi ile açıklanır (ayrıca bkz Odontogen Tümörler).

Diş aşınmaları: Atrisyon (attrition) yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik oklüzal yüz aşınmalarını tanımlar. Çiğneme fonksiyonu sırasında birbirine sürtünen oklüzal yüzeylerdeki aşınmalar çiğneme düzleminin dengesine, besinlerin kıvamına ve çiğneme kaslarının gücüne göre bireyler arasında farklılıklar gösterir. Atrisyon, adli dişhekimliğinde yaş tayini amaçlı olarak kullanılabilmektedir.

Abrazyon (abrasion) diş yüzeylerindeki patolojik aşınmadır. Aşındırma etkisi yüksek diş macunları ve sert fırçalarla yapılan uzun süreli fırçalamalar dişlerin kolelerinde, dişler arasında sıkıştırılan pipo ile tütün çiğneme alışkanlığı ise oklüzal yüzlerde abrazyona neden olur.

Erozyon (erosion) tipi aşınmalar, genellikle bakteri kökenli olmayan asidlerin yol açtığı madde kayıplarının sonucudur. Mide-özofagus reflülerinde, ağıza dek gelebilen mide asidi diş erozyonlarına neden olan en önemli endojen asid kaynağıdır. Reflüye bağlı erozyonların çoğu dişlerin lingual/palatal yüzlerinde saptanır. Turunçgillerdeki sitrik asid, gazlı içeceklerdeki karbonik asid ve kimyasal maddeyle çalışan işyerlerindeki asid içeren buharlar eksojen asid kaynaklarının başlıcalarıdır.

Hipersementoz: Diş köklerinde, sement dokusu artışına bağlı olan kalınlaşmadır. Kökleri örten sement dokusu yaşam boyunca aktiftir. Bu nedenle, yaşlıların dişlerindeki sement kalınlığı gençlerinkinden fazladır. Fizyolojik olarak ortaya çıkan bu olayın nedeni, abrazyon sonucu kuron boyu kısalan dişlerin oklüzyon düzlemine erişmesini sağlama çabasıdır.

Fizyolojik düzeyi aşan sement dokusu artışlarına hipersementoz denir. Çoğunluğunun nedeni bilinmez. Bir bölümü kronik apikal infeksiyonlarda ve kemiğin Paget hastalığına bağlı olarak ortaya çıkar. Klinikte belirti vermez. Aşırı hipersementozlarda, radyolojik inceleme yapılmadan çekim uygulanırsa kök fraktürü meydana gelir. Bazı olgulardaki sement dokusu çevre kemik dokusuyla kaynaşmış olabilir (kök ankilozu). Radyolojik incelemede, dişkökünün apeksinde su damlası biçiminde kalınlaşma izlenir. 

Mikroskopik olarak aralarında bazofil appozisyon çizgileri bulunan aşırı sement dokusu üretimi saptanır. Genellikle hücresel sement özelliğindedir; aralarda ve yer yer hücresiz sement tabakaları bulunabilir.

SAYI ANOMALİLERİ

@ EKSİK DİŞLER: Doğumsal ve edinsel diş eksiklikleri olgusudur.

Doğumsal hipodonti: Anodonti ve hipodonti/oligodonti bu kümedeki diş eksikliklerine özgü bulguları içerir.

  • Anodonti (anodontia): Tüm dişlerin eksikliğidir. Doğumsal anodontiler çok ender görülür. Edinsel anodontiler, tüm dişlerin yitirilmesiyle ortaya çıkan klinik tablodur (örneğin, tüm dişlerini kaybetmiş ve total protez kullanan (edante) hastalarda total psödoanodontiden söz edilir.

  • Hipodonti (hypodontia): diş eksiklikliği olguları hipodonti olarak tanımlanır. Bir bölümü sendroma-özgü bulgu olarak saptanmaktadır.

Eksik diş sayısına göre 2 tür doğumsal hipodonti vardır:

(i) Yaygın (güçlü) hipodontiler, (ii) Yerel (hafif) hipodontiler.

(i) Yaygın (güçlü) hipodontiler (oligodonti): 6 ve daha fazla diş konjenital olarak eksiktir. Kalıtsal bir hastalık olan herediter ektodermal displaziler, çok sayıda diş eksikliği saptanan en tipik örneklerdir. Hastalardaki ektoderm displazisi nedeniyle odontogenezis gerçekleşemez; süren dişlerde biçim anomalileri saptanabilir.

(ii) Yerel (hafif) hipodontiler: yaygın hipodontiye oranla daha sık rastlanır. Eksik olan diş sayısı 1-5 arasındadır. Nedeni tam olarak bilinmemektedir; birçok sendromda bazı dişler eksiktir.

Hipodontiler, konjenital ve edinsel olarak 2 ana gruba ayrılır:

Konjenital hipodontiler: Hipodonti genellikle sürekli diş eksikliği (agenezis) biçiminde ortaya çıkar, süt dişlerinin eksikliği seyrek görülür. Eksikliği en sık görülen dişler üçüncü molarlar, ikinci premolarlar ve üstçene lateral dişlerdir.

Giderek artan bir sıklıkta görülen üçüncü molar, ikinci premolar ve üstçene lateral dişlerin eksikliği, insan biyolojisindeki değişimlerle açıklanır. Evrim teorisi ilkelerine göre, beslenme biçiminin giderek değişmesi diş sayısında azalmaya yol açmaktadır. Pişirilmiş ve daha yumuşak besinlerin tüketilmesi, beslenme biçimindeki değişimin en önemli örneğidir.

Edinsel hipodontiler (pseudohypodontia): edinsel hipodontilerde odontogenezis kusursuzdur, tüm dişler tam olarak gelişir. Diş çekimleri, travmalara bağlı diş kayıpları ya da gömüklük olgusu diş eksikliğine neden olur. Diş gömüklüğü, parsiyel psödohipodontinin klinik açıdan önemli nedenlerinden biridir. Altçene üçüncü molar ve üstçene kanin gömüklüklerine sık rastlanır. Gömüklüğün en önemli nedenleri arasında dişin sürmesini engelleyen faktörler ilk sırada yer alır; ankiloze bir süt dişinin varlığı, sürekli dişin sürmesini engeller. Gelişmekte olan diş germinin erüpsiyon düzlemine olan konumunun değişmesi gömüklükte etkin olan bir başka faktördür. Özellikle altçene üçüncü molar diş germlerinin çiğneme düzleminde sürecek yer bulamaması, erüpsiyon açısını bozarak gömüklüğe neden olur. Odontogen kistler ve tümörler diş gömüklüğüne yol açabilir, gömük dişlerin çevresindeki odontogen epitel kalıntılarından tümörler ve kistler çıkabilir. Hipotiroidili çocuklarda erüpsiyon gecikmelerine rastlanabilmektedir.

@  ARTI DİŞLER

Süpernümerer dişler (hiperdonti): Odontogenezis sırasında, dental lamina iki dala ayrılır. Dallardan birinin ucunda süt dişi, öteki ucunda sürekli diş germi oluşur. Dental laminadan iki yerine üç dallanma meydana gelir ve üç adet diş germi ortaya çıkarsa, üçüncü germden oluşan dişe "süpernümerer diş (artı diş)" adı verilir. Başka bir görüşe göre, odontogen epitel kalıntılarından yeni diş germ(ler)i oluşabilmektedir.

Artı dişler normal ya da bozuk yapıda olabilirler, kimileri gömük kalabilir. Süpernümererlik üstçenenin ön bölgesi ile 3. molar distalinde görece sıktır ve sürekli dişleri ilgilendirir. Unilateral ya da bilateraldir. Bir ya da daha fazla süpernümerer diş oluşabilir. Üstçene orta kesici dişler arasında görülen "mesiodens" ve üstçene 4. molarlar en tipik örneklerdir.

Süpernümerer diş varlığı bazı ailelerde otosomal dominant geçiş gösterirken, olguların bir bölümü sendroma-özgü bulgu olarak saptanmaktadır. Cleidocranial dysplasia hastalarında çok sayıda, Gardner sendromunda ise daha az sayıda süpernümerer dişlere rastlanır. Süpernümerer dişlerin varlığı Gardner sendromunun erken tanısında önemli bir klinik bulgudur; bu hastalarda kanserleşme eğilimi bulunan kolon polipleri (Bussey-Gardner polipozisi) oluşur; sendromun erken tanısı bu poliplerin kanserleşmeden önce kontrol altına alınabilmesi açısından önemlidir.

Süpernümerer diş varlığına bağlı çapraşıklıklar, diş sürmesi bozuklukları, diastemalar, komşu dişlerde rezorpsiyonlar başlıca komplikasyonlardır.

Sürekli dişlerinin tümünü yitiren yaşlılarda yeni dişlerin sürmesi (postperanent dentisyon), gömük kalmış süpernümerer dişlerin sürmesi olarak açıklanmaktadır.

@  ERÜPSİYON GECİKMELERİ

İdiopatik erüpsiyon bozuklukları genellikle sendroma-özgü bulgulardan biri olarak görülmektedir. Bu sendromların bir bölümü idiopatik gingival fibromatosis olgusunu içerir. Dişetlerindeki yoğun bağ dokusu oluşumu dişlerin sürmesini engeller.

DİŞLERİN YAPISAL ANOMALİLERİ

@ MİNE DEFEKTLERİ: Kalıtsal ve edinsel olarak 2 tip mine defekti vardır.

   1. Kalıtsal mine defektleri: amelogenesis imperfecta ve trichodentoosseous sendrom (TDO) kalıtsal tip mine defektlerinin en tipik örnekleridir.

   2. Edinsel mine defektleri: edinsel mine defektleri genellikle odontogenezisi etkileyen çevresel faktörlerin varlığında ortaya çıkmaktadır. Yalnızca etyolojik faktörün etkin olduğu dentisyon dönemindeki dişler etkilenir. Bu tür etkilere duyarlı olan ameloblastların etkilenmesi, mine defektlerinin oluşmasıyla sonlanır. Çevresel faktörün gücü, etki süresi ve odontogenezisin evresi, edinsel mine defektlerinin oluşmasında saptanan önemli faktörlerdir. Güçlü ve uzun süren etkiler, amelogenezis aşamasındaki diş embriyonlarında önemli sayıda ameloblastik hücre yitimine neden olarak büyük mine defektlerine yol açar. Bu defektler, etkenin varolduğu dönemde amelogenezis aşamasındaki dişlerde saptanır; bu nedenle, hastanın bazı dişlerinde mine defekti vardır, bir bölümünde ise bulunmaz.

Edinsel mine defektlerine yol açan faktörler fokal ya da sistemik nitelik taşır:

(i) Fokal nedenler (yerel travma, abse, vb): amelogenezis aşamasındaki dişte ameloblast yitimine ya da ameloblast dizilmesinde deformasyonlara neden olur. Süt dişinin sürekli diş embriyonuna basısı ya da süt dişi kökündeki bir infeksiyon sürekli dişin minesinde ve kuron biçiminde bozukluklara yol açabilir; sürekli diş kuronunda hipoplazi ya da hipokalsifikasyon saptanır. Bu dişlere "Turner dişi" nitelemesi yapılmaktadır.

(ii) Sistemik nedenler (fluorozis, beslenme bozuklukları, infeksiyon hastalıkları): prenatal dönemdeki etkiler süt dişlerini, perinatal-postnatal dönem ve 6. yaşa kadar olan evrede etkin olan faktörler sürekli dişleri etkiler.

  • Fluordan zengin suların tüketildiği bölgelerde ortaya çıkan fluorozis tablosunda, minede küçük beneklerden büyük ve koyu renkli mine defektlerine dek yapısal bozukluklarla karakterize hipokalsifikasyon ve hipoplazi alanları saptanır.

  • Raşitizm, mine defektlerinin saptanabildiği beslenme bozukluklarına verilebilecek en iyi örnektir.

  • İnfeksiyon hastalıkları arasında konjenital sifilis oldukça önemlidir; kesici dişlerin etkilenmesi durumunda "Hutchinson dişleri", azı dişlerin etkilenmesi durumunda ise "dut dişler" ortaya çıkar.

  • Büyüme hormonu (growth hormone) eksikliği olan çocuklarda mine defektlerine rastlanabilmektedir.

@ DENTİN DEFEKTLERİ:Dentinogenesis imperfecta ve dentin displazisi, dentin defektleri gösteren önemli tablolardır.

   1. Dentinogenesis imperfecta: süt ve sürekli dişlerin birlikte etkilendiği, otosomal dominant geçiş gösteren bir tablodur. Dentinde renkleşme ve mat görünüm izlenir (opak dentin hastalığı). Dentin kanalcıklarının sayıca azlığı ve çok geniş borucuklardan oluşması Dentinogenesis imperfecta’da saptanan mikroskopik özelliklerin başında gelir. Tip I ve Tip II’de pulpanın neredeyse tümü aşırı yığılma yapan düzensiz dentin tarafından doldurulmuştur. Mine normal yapıdadır.

   2. Dentin displazisi: ender görülen ve otosomal dominant geçiş gösteren bir oluşum kusurudur. İki tip dentin displazisi görülür: (a) Tip I (Radiküler tip): (b) Tip II (Kuron tipi)

@ PULPA ANOMALİLERİ: pulpa taşları, kuron ya da kök pulpasında saptanan kalsifikasyonlardır. Morfolojik yapılarına göre 2 gruba ayrılırlar; (i) Yalancı pulpa taşları, (ii) Gerçek pulpa taşları (dentikeller).

 (i) Yalancı pulpa taşları: distrofik kalsifikasyon niteliği taşıyan pulpa taşlarıdır. Derin kaviteler, pulpa yangısı, kan dolaşımı bozuklukları gibi nedenlerle ortaya çıkan dejenere dokulara kalsiyum çökmesine bağlıdır.  Mikroskopik ya da büyük kalsifiye kitleler biçiminde olabilirler. Diffuz, lineer ya da nodüler nitelik taşırlar. Diffuz ve lineer yapıdakilere daha çok kök pulpasında, nodüler olanlara kuron pulpasında rastlanır. İmmunhistokimyasal çalışmalar, bu tür pulpa kalsifikasyonları ile üriner sistem taşları, aterom plakları kalsifikasyonları ve diş taşları arasında bağlantıların bulunduğunu göstermiştir. Örneğin, pulpa taşları saptanan hastaların kardiyovasküler patolojilere de yatkın oldukları izlenir.

(ii) Gerçek pulpa taşları (dentikeller): genellikle idiopatiktir, bir bölümü kalıtsal olabilir. Bazılarında pulpaya yönelik iritasyonların etkisi vardır; bu olgulardaki pulpa taşları, sekonder dentin oluşumuna benzer bir mekanizmayla meydana gelir. Gerçek pulpa taşlarının çoğunluğu kuron pulpasında oluşur. Tek ya da çok sayıda kalsifikasyonlardır. Radyolojik yöntemlerle kolayca fark edilebilen büyük taşların yanısıra mikroskopik büyüklükte olanlara da rastlanabilir. Çoğunlukla büyükazılarda oluşurlar. Klinikte belirti vermezler; endodontik tedavileri engelleyebilirler.

Mikroskopik incelemede, gerçek pulpa taşlarının birer dentin küreciği olduğu ve ortasında odontoblastik hücreleri ya da epitel hücrelerini andıran bir çekirdeğin bulunduğu görülür; bunlara "dentikel" adı da verilemektedir.

@ ODONTODİSPLAZİ (regional odontodysplasia)

Mine, dentin ve sementin birlikte etkilendiği olguları içerir. Kalıtsal özellik göstermez. Çenelerin yalnızca bir bölümündeki dişlerin etkilenmesi nedeniyle “bölgesel (regional)” şeklinde bir öntakıyla tanımlanır. Sıklıkla üstçene kesicilerinde saptanır, sürekli dişlerde süt dişlerine oranla daha fazla görülür. Etkilenen dişlerin sürmesi yavaşlar ya da gömük kalır. Etyolojik faktörler bilinmemekle birlikte travmanın, infeksiyon hastalıklarının, beslenme bozukluklarının, sistemik hastalıkların, metabolik ve genetik bozuklukların etkin olduğunu savunan araştırmacılar vardır.

Kısa kökler, açık apeksler ve geniş pulpa odası başlıca bulgulardır. Mine, dentin ve sementteki yetersiz kalsifikasyon nedeniyle radyolojik incelemelerde silik görünürler [gölge (ghost) diş].

@ KÖK REZORPSİYONLARI

Diş köklerinde görülen erimelerdir. İç (internal) ve dış (eksternal) olmak üzere 2 tür kök rezorpsiyonu vardır.

İç rezorpsiyonları tetikleyen mekanizmanın nedeni bilinmemektedir. Kök pulpasında beliren osteoklastik (dentinoklastik) hücrelerin dentin dokusunu ortadan kaldırdıkları ve bu alanlarda lakünlerin oluştuğu saptanır.

Dış rezorpsiyonların bir bölümü idiopatiktir. Diğerlerinde ise basınç atrofisinin ilkeleri ön plana çıkar; ortodontik tedavi sırasında uygulanan aşırı gücün, çenelerdeki kistlerin, tümörlerin ve gömük dişlerin komşu diş köklerine basısı başlıca örneklerdir. Olayın başlangıç noktası periodonsiyumdur; önce sement rezorbe olur, zamanla dentin de etkilenir. Hafif ve kısa süreli basılar, kökün etkilenen yüzünde sement rezorpsiyonuna, karşı yüzde ise sement appozisyonuna neden olur; basıncın ortadan kalkmasıyla rezorpsiyon olgusu da durur, rezorbe olan sement yenilenirken appozisyon alanlarında "remodelling" başlar. Basınç etkisinin süresi uzarsa rezorpsiyon sementi bitirerek dentine ulaşır. Etkinin ortadan kalkmasıyla birlikte rezorbe olan dentinin bıraktığı boşluk sement tarafından doldurulur, "ankiloze diş" olgusu meydana gelir.  Çok güçlü basılarda kök ya da kökler tümüyle erir, dişler sallanmaya başlar.

Rezorpsiyon görülen diş köklerindeki onarım, sement dokusunun üretilebilmesi ile olanaklıdır. Sement dokusunun üretilebilmesi için periodonsiyumun bütünlüğünü koruması gerekir. Bütünlüğünü koruyan periodonsiyumda "cementum attachment protein (CAP)" adı verilen proteinin üretimi ve sement yapımı (sementogenezis) sürer. Horizontal rezorpsiyonlarda periodonsiyum bütünlüğü korunduğu için, basınç etkisinin ortadan kalkmasıyla birlikte CAP üretimi ve sementogenezis başlar. Erimiş olan dentinin yerini de sement doldurur. Vertikal rezorpsiyonlar genellikle apeksten başlayarak kurona doğru gelişen kök erimeleridir. Kökün eridiği boyutta periodonsiyum da ortadan kalkar, periodonsiyumun bulunmadığı alanlarda CAP üretilemez. Etkinin ortadan kalkmasından sonra sementogenezis oluşamaz; defekt alanını fibröz bir bağ dokusu içerisinde oluşan zayıf kemik dokusu doldurur. Kökler kısalmıştır.

Yukarıdaki klasik rezorpsiyonların dışında özel rezorpsiyon türlerine de rastlanır. Örneğin, periodontal hastalıkların bir bölümünde, yapışık dişetinin altından başlayarak apeks yönünde gelişen rezorpsiyonlar oluşabilmektedir; bunlara "servikal rezorpsiyon" adı verilir. Mine-sement sınırından başlayan servikal kök rezorpsiyonlarının bir bölümünün nedeni bilinmemektedir (idiopatik servikal kök rezorpsiyonu), rutin grafilerde raslantı sonucu birkaç dişte birden saptanır.