METALLERİN ve

METAL TUZLARININ

PİGMENTASYONU

KURŞUN

Kurşun, çevre kirlenmesindeki rolü ve zararlı etkileri anlaşılana dek bolca kullanılmış ağır metallerden biridir.

Yoğun biçimde çevre kirliliğine neden olan “kurşunlu benzin” kullanımı yasaklanmadan önceki onyıllar boyunca çevreyi kirletmişti.

Soluduğumuz havadaki tozlarda, kurşunlu borulardan geçerek bardağımıza inen sularda, müzik kutumuzdaki pillerde, kapı ve pencerelerin boyandığı yağlıboyalarda, çiçekli desenleriyle evimizi süsleyen duvar kağıtlarında, oyuncaklarda, seramiklerde, vb birçok nesnede kurşun vardı.

Solunum ya da sindirim yoluyla vücuda giren kurşunun biriktiği iki doku vardır: kemikler ve böbrekler.

  • Akut kurşun zehirlenmesi ender görülür; kurşunla kirlenmiş toprakları çokça yiyen çocuklarda saptanır (örnek: yoksul ailelerin çocuklarında görülen ve “pica” olarak nitelenen tablo).

  • Kronik kurşun zehirlenmesi, erişkinlerde ve çocuklarda farklı orijinler gösterir. Erişkinlerdeki kronik kurşun zehirlemesi genellikle meslek hastalığı niteliği taşır; yağlıboya, pil, kurşunlu benzin, vb kurşun içeren sanayi ürünlerinin üretiminin yapıldığı işyerlerinde görülür. Çocuklardaki kronik kurşun zehirlenmelerinde ise; kurşunla kirlenmiş çevre (kurşun içeren sular, toprak, yağlıboya ve oyuncaklar, vb) etkilidir.

Kronik kurşun zehirlenmesindeki olası bulgular:

  • Anemi: hemoglobin sentezini inhibe eder. Eritrositlerde bazofil cisimcikler (RNA indirgenmesinin bozulması sonucudur) ve hemoglobin azlığına bağlı hipokromi izlenir.

  • Sinir sistemi: çocuklarda daha belirgindir. Kurşun ensefalopatisi adı verilen tabloda, nöron nekrozları, ödem, beyaz maddede myelin yıkımı (demyelinizasyon) ile astrositlerin reaktif proliferasyonu izlenir. Progresyon gösteren olgularda konvulsif atakları izleyen koma ve ölüm görülür. Yaşayabilen çocukların bir bölümünde zeka geriliği sekeli kalabilir. Erişkin zehirlenmelerinde, periferik motor sinirlerdeki demyelinizasyon sonrası gelişen nöropatilere bağlı “düşük el” ya da “düşük ayak” tablosu izlenir.

  • Böbrekler: proksimal tubulusların etkilenmesine bağlı aminoasidüri ve glikozüri vardır. Tubulus epitel hücrelerinin sitoplazmalarında kurşun+protein kompleksi olan pembe renkli inklüzyon cisimleri görülür.

  • Gastrointestinal kanal: düz kas hücrelerinin kasılmasına neden olan kurşun, hastalarda güçlü kolik ağrılarına yol açar (kurşun koliği), akut batın sendromu izlenimi verebilir.

  • Öteki bulgular: dişetlerinin serbest kenarlarında biriken kurşun (kurşun sülfit) mavi çizgilenmeye neden olur. Gençlerin uzun kemiklerinde epifiz kıkırdağına birikerek radyopak kümeler oluşturur (tipik bulgu).

CIVA

Doğada, özellikle deniz suyunda eser miktarda da olsa yaygın olarak bulunan endüstriyel artıklardan biridir.

Vücuda giren az miktarlardaki cıvanın tümü atılır, bu nedenle, cıva zehirlenmesi enderdir.

En önemli zararlarını moleküler düzeyde gösterir; mitokondriyal adenosine triphosphate (ATP) üretimini aksatır, çeşitli enzimlerin yapısını ve işlevini bozar.

Akut cıva zehirlenmesi: cıva klorür ile gerçekleşen zehirlenmelerdir; intihar ya da iş kazası orijinlidir. Cıva içeren pestisidlerle kontamine tarım ürünlerinin tüketilmesiyle de akut zehirlenme görülebilmektedir.

Böbreklerde proksimal tubulusların etkilenmesine bağlı akut tubuler nekroz ve böbrek yetmezliği, sindirim kanalı (ağız, mide, kolon) ülserleri ve ülser kanamaları akut cıva zehirlenmedeki başlıca bulgulardır.

Kronik cıva zehirlenmesi: cıvalı ürünlerin üretildiği işyeri çalışanlarında, cıva kirliliğinin yüksek düzeylerde olduğu kıyı şeritlerinde yaşayanlarda ve etlerinde cıva birikmesi olan deniz ürünlerini tüketenlerde (Minimata hastalığı) görülür. 

Kronik zehirlenmelerdeki başlıca bulgular: nörolojik bulgular (serebral ve serebellar nöron kaybına bağlı demans, emosyonel dengesizlikler, koordinasyon bozukluğu, görsel ve işitsel kusurlar), renal bulgular (membranoproliferatif nefropatiye bağlı eser proteinüri, nefrotik sendrom).

Amalgam döğmesi (amalgam lekesi): Amalgam dolguların içeriğindeki cıva, yumuşak doku pigmentasyonlarına neden olabilir. Dişhekimliğinde kullanılan amalgam (anod) ile ağız mukozası (katod) arasında iyi bir elektrolit olan tükürük aracılığıyla oluşan galvanik akım, cıvanın serbestleşmesine yol açar. Serbest cıva özellikle dolgulu dişe komşu alanlardaki yumuşak dokularda birikir; buna "amalgam döğmesi" ya da "amalgam lekesi" adı verilir. Ağız mukozasında, özellikle amalgamlı dişe komşu yanak mukozasında ya da ağız tabanında grimsi-mavi bir makül olarak saptanır.

ARSENİK

Bilinen en eski zehirlerden biridir. Sonraları bazı ilaçların bileşimine girmiş olan arsenik, günümüzde daha çok tarım ilaçlarında kullanılmaktadır.

En önemli etkisini proteinlerin sülfidril içeriğine bağlanarak enzimlerin işlevini ve hücreiçi enerji üretimi sistemini bozarak gösterir.

Günümüzdeki akut arsenik zehirlenmeleri orijini tarım ilaçlarının intihar orijinli kullanımıdır.  Güçlü karın ağrısını izleyen akut tubuler nekroz ve kısa sürede gelişen böbrek yetmezliği tablosu ölümle sonlanır.

Arsenikli ilaç kullananlarda, tarım işçilerinde ve içme sularındaki arsenik nedeniyle ortaya çıkan kronik zehirlenmelerde görülen pigmentasyon metalin kendisine bağlı değildir.

Vücuda giren arsenik saçlarda, deride ve tırnaklarda birikir. Deri ve mukoza pigmentasyonu melanin pigmenti artışının sonucudur. Bu tablo Addison hastalığına benzer. Derideki pigment artışı alanları “su damlası”nı anımsatır.

Avuç içlerinde ve ayak tabanlarında hiperkeratoz (arsenik keratozu) görülür; tırnaklarda beliren uzamına çizgilerde (Mees çizgileri) arsenik vardır.

Deride multipl kanserler oluşabilir.

Ağız mukozasında, kemik iliği inhibisyonuna bağlı herpetiform lezyonlara rastlanır.

Ayrıca, demyelinizasyona bağlı periferik nöropatiler ve organ kanserleri (karaciğerde angiosarkom, akciğer karsinomu, mesane karsinomu) gelişebilir. Kardiyovasküler hastalıkların sıklığı artar. Gebelerde düşüklere ve erken doğumlara yol açabilir.

BİZMUT

Bizmut içeren ilaçları uzun süre kullananlarda deride gri-grimsi mavi bir renk yansıması vardır (bismuthia).

Sistemik dolaşımdaki bizmut derinin yanı sıra ağız mukozasında ve konjunktivalarda da birikebilmektedir. Ağız mukozasında, dişetlerinin kenarında koyu gri renktedir (bizmut sülfit). Yoğun bizmut birikmesi stomatitlere neden olabilir.

GÜMÜŞ

Vücutta aşırı gümüş birikmesi sonrası oluşan tabloya “argyria” adı verilir. Gümüş birikmesi yerel ya da sistemiktir.

Yerel birikmeler gümüş içeren pomadların uzun süre kullanımı, gümüş akupunktur iğneleri ve ağız mukozasında amalgam dolgu ile görülür. Gümüş granülleri genellikle damar çeperlerinde ve çevresindeki bağ dokusunda yoğunlaşır. Mikroskopik incelemede, granüller çevresinde kümeleşen yabancı cisim dev hücrelerine rastlanabilir.

Sistemik pigmentasyon, gümüş içeren ilaçların kan dolaşımına girmesi sonucudur; deride, sklerada, ağız mukozasında, tırnak yataklarında, karaciğerde ve böbrekte gümüş partiküllerine rastlanır (argyria).

Deride gri-grimsi mavi, dişetlerinde kahverengimsi-gri bir renk yansıması vardır.  Öteki alanlardaki birikmeler genellikle mavimsi-gri renktedir. Deri birikmelerinde, biriken gümüş sülfit tuzları, gün ışığı ile karşılaşınca serbest gümüş açığa çıkar (fotoğraf ilkesi); deri grimsi-mavi renk alır. Dişetlerindeki renk değişmesi, bakterilerin etkisiyle açığa çıkan gümüşün rengini yansıtır.

DÖĞME

Döğmeler (tattoo) suda erimeyen metalik ve bitkisel boyaların deri altı dokularına implantasyonudur.

Pigment partiküllerinin büyük bölümü dermisteki makrofajlardadır.

Günümüzde, deri süslemesi (dekoratif döğme) için çeşitli pigmentler kullanılmaktadır. Kullanılan boya maddeleri bazen toksik ya da immunolojik tepkilere ve infeksiyon hastalıklarının bulaşmasına yol açabilmektedir.

Bazı pigmentler travmalarla deri ya da mukoza altına girerek orada yıllarca kalabilir (travmatik döğme); çocukların damaklarına batan kurşun kalemin izi (grafit lekesi) çok sık rastlanan bir örnektir.