Çevre Bakanlığı’nın 21. yüzyılın ilk yıllarındaki verilerine göre;

  • Kanalizasyon sularının %98.67’si, endüstriyel atıkların %78’i arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere akıtılıyor.

  • Ülkemizde 3215 belediye var, bunların yalnızca 43’ü arıtma yapabiliyor.

  • Endüstri kuruluşlarının %81’i arıtmasız. Kalan %19’un ise %84’ü kamu sektöründe.

  • Organize sanayi bölgelerinin %86’sı arıtmasız.

  • Turistik tesislerin %81’inde arıtma sistemi yok.

  • Yılda 930 milyon metreküp organik zehir ve ağır metal tuzları içeren endüstri kökenli atık su üretiliyor; bunların %22’si arıtılıyor, %78’i doğrudan ırmaklara, göllere ve denizlere... Onbeş yıl sonra bir şey değişti mi?

ÇEVRE KİRLİLİĞİ

PATOLOJİSİ

ve

KİMYASALLAR

Çoğu hastalığın tek nedeni yoktur; ayrıca hastalık süreçlerindeki değişken sayısı çok fazladır.  Örneğin, “hastalık yoktur, hasta vardır” söylemi, bir hastalık tablosunun değişik bireylerde farklı nitelikler gösterebileceğini yansıtır.

Bir hastalığın klinik boyutlarındaki ve prognozundaki bireysel farklılıkların çoğu genetik niteliklerle açıklanır. Genetik faktörlerin büyük bölümü çevresel faktörlerle önemli bir etkileşim içindedir. Genetik faktörlerin çevresel koşullardan etkilenme yoğunluğu hastalık tablolarına farklı boyutlar getirir. Sonuç olarak genetik faktörler ve çevre faktörleri önemli değişkenlerdir.  Aynı çevresel riskle karşılaşan farklı genetik değişkenler başka başka patolojilerin tetiklenmesiyle sonlanır. Güncel örnek: “ailesel hiperkolesterolemisi” bulunan bireylerdeki kolesterol düzeyini normalleştirmek için diyet ve ekzersiz yeterli olmaz, medikal tedavi uygulamasına geçilir. Genetik kökenli olmayan hiperkolesterolemilerin çoğu yanlış beslenme ve hareketsizlik gibi olumsuz değişkenlerin etkisiyle gelişir; olumsuz değişkenlerin (yanlış beslenme ve hareketsizlik) ortadan kalkmasıyla kan kolesterol düzeyi normale döner.

“Hastalıkların tek nedeni yoktur, genellikle birden fazla değişkenin ortaklaşa sonucudur” söylemi çevresel faktörlerin bir bölümü için geçerli olmayabilir. Örneğin, siyanür tek başına solunum felci yapar. Oysa pestisidle bulaşık sebzeler, yoğun ultraviole, sigara dumanı gibi çevresel faktörler duyarlı dokuların DNA yapısını bozarak ya da değiştirerek kanserlere neden olurken bireydeki kalıtsal ve genetik faktörler de önemlidir.

Sanayileşme ilerledikçe çevre kirliliğinin ve çevresel faktörler kapsamındaki değişken sayısının arttığını, öteki değişkenlerle olan karmaşık ilişkileri sonrasında çok sayıda patolojinin tetiklendiğini bilmekteyiz. Ama bilmediklerimiz bildiklerimizden çok; günden güne artan sanayi ve teknoloji ürünlerinin çoğunun olumsuz etkilerini bilmiyoruz. Üretiyorlar kullanıyoruz; üretirken havayı, suları, bitkileri, besin maddelerini kirletiyorlar. Önce bağırıyor, sonra da unutuyoruz.

Kimyasalların neden olduğu patolojiler genellikle organik ya da inorganik yapıdaki maddelerin toksik etkileri sonucunda meydana gelir. Etkileri farklı olan çok sayıdaki kimyasal madde arasında toksik gazlar, metaller ve tuzları, dokuları parçalayıcılar (asidler, alkaliler, vb), tıbbi tanı/tedavi amacıyla kullanılanlar (kontrast madde, penisillin, kemoterapi, vb), temizlik maddeleri, tarım ilaçları ve niceleri ölümcül zararlara neden olabilmektedir.

Toksik maddelerin kaynakları

Çevre kirliliği, işyeri kirliliği, malpraktis, besin korsanlığı gibi çoğu insan kusurundan kaynaklanan olgulardaki toksik maddeleri bulundukları çevreye göre sıralayabiliriz;

1. Pestisidler: zararlı hayvanları ve bitkileri öldürmek amacıyla üretilen çoğu tarımda kullanılan zehirlerdir. Başlıca 3 ana gruba ayrılırlar: insektisidler (DDT, organofosfatlar, vb), herbisidler (parakuat), rodentisidler (talyum, fosfor gibi fare zehirleri).

2. Endüstride kullanılan kimyasal maddeler: hidrokarbonlar (parafin, benzin), asidler ve alkaliler, metaller ve metal tuzları, gazlar (karbon monoksid, siyanür).

3. Evlerde kullanılan kimyasal maddeler: kosmetikler (yoğun alkol içeren parfümler, yoğun sodyum hidroksid içeren saç jöleleri), insektisidler (sinek ve böcek spreyleri/tabletleri), temizlik maddeleri (deterjanlar, asidler, alkaliler, hipokloridler).

4. Tıbbi amaçlı kimyasal maddeler: ilaçlar (yan etkileri olanlar, immunolojik etkisi olanlar, toksik etkileri olanlar), anestetik maddeler (halotan, vb), temizlik malzemeleri (lizol, krezol, vb).

5. Besinlerdeki toksik maddeler: bakteri toksinleri, mantar zehirleri (Amanita phalloides), aflatoksinler, katkı maddeleri.

6. Hayvan ve böceklerden gelen zehirler: yılan, örümcek, akrep, arı, plankton, denizanası, vb.

7. İçme suyu: fabrika ya da ev atıkları ile kirlenmiş sular.

8. İşyeri kirliliği: akü fabrikalarında kurşun zehirlenmesi, madencilerde karbon monoksid zehirlenmesi.

9. Hava kirliliği: kimyasal atıklar içeren gazlar, fosil yakıtlar.

10. Savaş gazları: sinir gazları (sarin, tabun, soman), yakıcı gazlar (hardal gazları, levisit), akciğerde iritasyon yapanlar (fosgen, difosgen, klorin, klorpikrin), siyanürlü gazlar (siyanogen klorür, hidrojen siyanür), göz yaşartıcılar (klorlu bileşikler, oksazepinler), biber gazı.

11. Bağımlılık yapan (narkotik) maddeler: eroin, kokain, amfetamin, LDS, vd.