YUMUŞAK DOKU HİPERPLAZİLERİ

LENFOİD DOKU HİPERPLAZİLERİ

Sindirim kanalının başlangıç bölümünü oluşturan ağız mukozası hormonal, fiziksel ve kimyasal uyaranlar ile çeşitli mikroorganizmaların etkisi altındadır. Hiperplazi, ağız boşluğunda görülen en yaygın adaptasyon türüdür. Yumuşak dokulardaki hücre proliferasyonları saf epitelyal ya da mezenkimal kökenli olabileceği gibi her iki doku türünü birlikte ilgilendirebilir.

Ağız mukozasının hiperplastik ve neoplastik oluşumları ile ilgili sınıflandırmalarda değişik yöntemlerin uygulandığı görülür. Yazarların bir bölümü klinikopatolojik davranışlarına (hiperplaziler, selim tümörler, prekanseröz lezyonlar, kanserler, vb), bazıları yüzey şekillerine (beyaz lezyonlar, kırmızı lezyonlar, ekzofitik lezyonlar, ülseröz lezyonlar, vb), bir bölümü de etyolojisine (travmatik lezyonlar, canlı etkenlerin neden olduğu lezyonlar, vb) göre gruplandırır.

Mukoza kökenli hiperplazilerin büyük bölümü yüzeyden dışa doğru gelişen bir kitle oluşturur. Bu nedenle, bazı sınıflandırmalarda, hiperplastik lezyonların bir bölümü tümör grubu içerisinde değerlendirilirken bazı tümörlerin de hiperplazi olarak nitelendirildiğini izlenir.

Bu bölümdeki ana başlıklar epitelyal hiperplaziler, fibroepitelyal hiperplaziler ve mezenkimal hiperplaziler olarak seçilmiştir; ayrıca oral patoloji açısından önemli olan lenfoid doku hiperplazilerine de kısaca değinilecektir.

Lenfoid Doku Hiperplazilerinin Türleri:

Castleman hastalığı

Plazma hücreli granülom

Juvenil ksantogranüloma

Lenfomatoid papülozis

Rosai-Dorfman hastalığı

  • Castleman hastalığı (angiofoliküler hiperplazi, lenfoid hamartoma)

Mediastinal lenf düğümlerini etkileyen bir lenfoid hiperplazi tablosudur. Etyolojisinde HHV8 üzerinde durulmaktadır.

Ağız mukozasındaki örneklerin mikroskopik incelemesinde, düzenli bir kapsülü olan ve lenf düğümü niteliklerini taşıyan oluşum saptanır. Çok sayıdaki lenf foliküllerinin germinatif merkezlerinde PAS pozitif boyanan hyalinsi bir madde ve apoptotik lenfositlerin kalıntıları görülür. Mikroskopik açıdan 2 farklı tipi vardır:

   (i) Hyalin vasküler tip: foliküller arasında çok sayıda kapiller damar proliferasyonları izlenir.

   (ii) Plazma hücreli tip: lenfositler arasında güçlü plazma hücresi infiltrasyonu saptanır.

  • Plazma hücreli granülom

Ağız mukozasında plazma hücrelerinin yoğunlaştığı bir reaktif hiperplazi türüdür. Olguların çoğu dişetinde görülür, dudak ve yanak mukozası yerleşimlerine rastlanabilmektedir. Dişeti lokalizasyonu gösterenler “plazma hücreli gingivitis” olarak tanımlanır; mukoza yüzeyinde nodüler bir kitle oluşturur.

Mikroskopik incelemede, poliklonal nitelikli plazma hücreleri ön plandadır, arada lenfositlere ve histiositik hücrelere rastlanır. Lenfatiklerde genişleme vardır.

  • Juvenil ksantogranüloma

1-2 yaşlarındaki çocuklarda görülen, kendiliğinden iyileşebilen, plazmositoid monositlerin reaktif hiperplazisi sonucu ortaya çıkan bir tablodur. Erkek çocuklarında görece sıktır. Bazı olgular konjenitaldir. Hastalığın 2 tipi vardır;

   (i) Deri yerleşimi görülen tip (kutane tip): lezyonların çoğu baş-boyun bölgesi ve gövde üst yarısı derisindedir.

   (ii) Sistemik tip: çeşitli organlarda ve dokularda lezyonlar saptanır, deri lezyonlarının görülmesi koşulu yoktur. Ağız lezyonlarına dişetlerinde, yanak ve dil mukozasında rastlanır. Kahverengimsi bir renk yansıması içerenler granuloma pyogenicum ya da periferik dev hücreli reparatif granülomu, soluk renkli olanlar mezenkimal doku hiperplazilerini anımsatır. Yüzeyi örten mukoza düzenlidir.

Mikroskopik incelemede, yüzeydeki çok katlı yassı epitele dek dayanan histiositik hücre infiltrasyonu görülür. Ortamdaki sitokinlerden etkilenen monositler dendritik histositlere değişirler. Histiositik hücrelerin sitoplazmaları eozinofiliktir ve bazılarının çekirdekleri ekzantrik yerleşme eğilimindedir (bu nitelikleriyle plazma hücrelerini anımsatırlar). Sitoplazmalarında vakuoller olabilir. Touton tipi dev hücrelerine rastlanabilir. Histiositik hücrelerin bir bölümü amiloide benzeyen eozinofil bir madde içine gömülüdür. Eozinofiller ve nekroz yoktur (Langerhans histiositozisinden farkı). İmmunhistokimya yöntemleri, lezyonlardaki dendritik histiositlerin Langerhans tipi histiositlerden farklı olduğunu gösterir.

  • Lenfomatoid papülozis

Deride görülen, kendiliğinden iyileşen ancak değişik zamanlarda yineleyen papüler döküntülerle karakterize bir hastalıktır. İyileşen lezyonlar sikatris bırakır. Deri lezyonlarının çapı 3 cm’yi aşmaz. Lenfadenopati yoktur. Bazı olgulardaki deri lezyonlarına ağız mukozası bulguları eşlik eder. Dil yerleşimi görece fazladır.

Etyolojisinde çeşitli virüslerin (Epstein-Barr virüsü, human T-lenfotrofik virüsleri, paramyxovirus) tetikleyici etkilerinin varlığı tartışılmaktadır.

Papüllerin mikroskopik incelenmesinde klonal T-lenfosit proliferasyonu saptanır. Histolojik olarak 2 tür lenfomatoid papülozis olgusu vardır;

   (i) Uniform hücreli tip: dermiste (ağız mukozasında lamina propria’da) oldukça uniform lenfosit kümeleri görülür;

   (ii) Pleomorfik tip: lenfositlerde pleomorfizm vardır; tek tük büyük hücrelere ve Hodgkin lenfomasına özgü Sternberg dev hücrelerini anımsatan hücrelere rastlanır.

Ağız mukozasında beliren papüllerin mikroskopik incelenmesinde, pleomorfik tipe özgü yapının ön planda olduğu saptanır.  Bu bulgular, öncelikle lenfomayı düşündürür; ancak, “daha önceleri kendiliğinden iyileşmiş benzer deri ve ağız lezyonlarının varlığı” öyküsü lenfomatoid papülozis tanısına yaklaştırır.

Klinik ve patoloji işbirliğinin yetersiz olduğu olgularda konulan lenfoma tanısı, hastanın gereksiz ve yoğun bir onkoterapiye girmesine neden olur. Oysa lenfomatoid papülozis olgularındaki lezyonlar genellikle kendiliğinden iyileşir, özgün bir tedavi yöntemi önerilmez.

  • Rosai-Dorfman hastalığı

Çoğunlukla servikal lenfadenopatiyle ortaya çıkan, nedeni bilinmeyen bir lenfoid doku hiperplazisidir. Lenfadenopati bulguları bilateral ve ağrısızdır. Üst solunum yolları, orbita, tükürük bezleri lezyonları görece sıktır. Ağız mukozası etkilenmesi olabilir. Hastaların büyük çoğunluğu 20 yaşın altındaki erkeklerdir. İnfeksiyon hastalığını anımsatan bulgularla başlar; ateş, burun akıntısı ve kanaması, yüksek sedimentasyon, lökositoz, anemi ve hipergammaglobulinemi vardır.

Lenf düğümlerinde sinüsleri dolduran histiositik hücre proliferasyonu izlenir (massif lenfadenopatiyle karakterize sinüs histiositozisi). Ayrıca, plazma hücrelerine, nötrofil ve eozinofil polimorflara rastlanır. Histiositik hücrelerin geniş eozinofil sitoplazmaları ve yuvarlakça çekirdekleri vardır. Sitoplazmalarında fagosite edilmiş lökositlere rastlanabilir. Bazı histiositlerin çekirdekleri büyükçedir. S100, vimentin ve CD68 ile pozitif boyanma gösteren histiositik hücrelerin EM’de intrasitoplazmik lizozomlar saptanır.

Bazı olgular kendiliğinden iyileşebilir. İnatçı olgularda, kortikosteroidler ve onkoterapi yöntemleri uygulanmaktadır.