Dişhekimliği ve Tıp Terimleri
kans-zaho

Arama motorunu kullanabilir ya da aşağıdaki seçeneklerin içerdiği başlıkları ve açıklamaları görebilirsiniz

Siyah Gears

kanser coğrafyası (cancer geography) Ürgüp Karain köyünde akciğer kanseri, Afrika sıtma kuşağında Butkitt lenfoması, İran’da özofagus ve mide kanseri, Japonlarda mide kanseri, Cezayir, Senegal, Sudan, Endonezya ve Çin (özellikle Hong Kong) gibi ülkelerde aflatoksine bağlı karaciğer tümörleri 

kapiler (capillary) kapiller; kılcal; kıl kalınlığında. kapiler kırık (capillary fracture) genellikle kafa kemiklerinde görülen, kırık parçalarının birbirin­den ayrılmadığı ve ara­larında saç kılı kalınlığında ince bir boşluğun bulunduğu kırık. kapiler damar (capillary vessel) kılcal damar

karaciğer nekrozu_masif (massive hepatic necro­sis) virüs hepatiti, hepat­otoksik kimyasal mad­deler (fosfor, zehirli mantar) ve ilaçlar gibi et­kenlerin neden olduğu, karaciğerin çok büyük bir bölümündeki hücrelerin ölümüne yol açan, ölüm oranın çok yüksek olduğu tablo; akut kar­aciğer atrofisi

karboksihemoglobin (car­boxyhemoglobin) karbon monoksid zehirlenmelerinde karbon monoksid ve hemoglobi­nin oluşturduğu kom­pleks

karpal tünel sendromu (carpal tunnel syndrome) karpal tünelden geçen n.medianus üzerine gelen basıyla ortaya çıkan, bazı hastalarda dirseğe kadar yayılan ağrı, parestezi ve yanma yakınmalarıyla kendini gösteren tablo

kavern (cavern) solid organlarda (özellikle akciğerlerde) yangı ya da başka nedenlerle meydana gelen yuvarlakça boşluklar

kavernöz (ca­vernosus) kavern niteliğinde; büyük bir boşluk görünümünde

Kayser-Fleischer halkası (​ Kayser-Fleischer ring) Wilson hastalığında, gözde kornea dış sınırında irisi kuşatan sarımsı-gri-kahverengi boyanma 

Kawasaki sendromu (Kawasaki syndrome; mucocutaneous lymph node syndrome) 5 yaşın altındaki çocuklarda görülen, ağız mukozasında ve deride gelişen eritemli döküntülere eşlik eden ateş, ödem, şişmiş dil yüzeyinde kırmızı papillalar (çilek dil), yer yer hemorajik çatlakların oluştuğu eritemli dudaklar,  bilateral konjunktivit, akut servikal lenfadenopati ile koroner arter yangılarına bağlı anevrizmalar, ekstremitelerde ve genital bölgelerde deri soyulması, asimetrik eklem ağrılarının saptandığı tablo

kırık (fracture) fraktür; kemiklerin direkt bir çarpma, bükülme ve kaldıraç etkisiyle kırılması. patolojik kırık (pathological fracture) kemiklerin yapısını değiştiren hastalıklarda (osteoporoz, tümör, kist, vb) zayıflamış bir kemiğin kendiliğinden ya da çok hafif bir mekanik zorlanmayla kırılması. kıymık kırığı (splintered fracture) kıymık parçaları gibi ince ve ke­skin kenarlı kemik parçacıklarının oluştuğu kırık. kurşunboru kırığı (lead pipe fracture) kırık bölgesinin bin alanında korteksin hafifçe çöktüğü ve yumuşadığı, karşı alanın ise yalnızca çatladığı kırık. paraşütçü kırığı (para­trooper fracture) tibianın arka eklem kenarı ve/ veya malleol kemiğinin dış ya da iç kenarının kırığı. transvers kırık (transverse fracture) kemik uzun ek­senine paralel durumdaki kırık. yeşilağaç kırığı (greenstick fracture; willow fracture) uzun bir kemikte kemiğin bir tarafının kırık, bu alanın karşısına rastlayan bölgenin etkilenmemesi nedeniyle kırık çizgisinin tam olmadığı, daha çok çocuk kemiklerinde görülen kırık. yıldızsı kırık (stellate frac­ture) bir noktadan çevreye ışınsal kırık çizgileri içeren fraktür

kızamık (rubeola) etkeni bir paramyxovirus olan, nezle, konjunktivit, lenforetiküler hiperplazi, deri döküntüleri (kulak çevresinden başlayarak aşağı doğru inen), ağızda Koplik lekeleri, lenfoid dokularda Warthin-Finkeldey hücreleri ile ileri olgularda “dev hücreli pnömoni” saptanan infeksiyon hastalığı

kızamıkçık (rubella) etkeni rubellavirus olan, kısa sürede iyileşen döküntülere eşlik eden lenfadenomegali ve ateş bulgularının olduğu, gebelikte geçirildiğinde bebekte rubella sendromuna neden olan  infeksiyon hastalığı hastalık

kollaps (collapse) dolaşım yetmezliğine bağlı ani bit­kinlik ve depresyon hali; herhangi bir organın akut olarak gelişen aşırı büzüşmesi

koloboma (coloboma) gözlerin iris, kornea, göz kapağı gibi bileşenlerinde görülen malformasyonlar ve defektler

kolostrum (colostrum) ağız sütü; IgG’yi ve annenin antikor-larını içeren, bebeğin doğumdan sonraki ilk emzirme sütü

konjenital (congenital) doğumdan önce oluşan; doğum sırasında varolan. konjenital anomaliler (congenital anomalies) gebe annenin gebelikte yaşadığı diabet, fenilketonüri, hipertermi, madde bağımlılığı, ilaçlar, vitamin eksiklikleri, radyasyon gibi sorunlar ile fetüsün annedeki infeksiyon hastalıklarından etkilendiği TORCH tablosu nedeniyle görülebilen, kalıtsal olmayan malformasyonlar

kontakt dermatit (contact dermatitis) deriye bulaşmalarından sonra epidermal proteinlerle güçlü antijenik etkisi olan kompleksler oluşturan antijen ya da hapten niteliği taşıyan kimyasal maddelerin (lateks eldiven, nikel, petrol ürünleri, zehirli sarmaşık, bitki yağları) tetiklediği CD4+ lenfositlerinin etkin olduğu ​tip IV aşırıduyarlılık reaksiyonu

konvansiyonel radyografi (conventional radiography) röntgen; X-ışınlarının dokulardan geçerek fotoğraf filmi üzerinde iki boyutlu görüntüsü oluşturması ilkesine dayanan radyoloji tekniği

koristoma (choristoma) totipotent hücrelerden kökenli, bir organda bulunmayan bir ya da birkaç dokudan oluşan kitle

kortizol (cortisol; corticosteroid) kortikosteroid; adrenal korteksinde üretilen, yangısal tepkileri baskılayan (nötrofil polimorfların lizozomal aktivitesini bozulma, antiflojistik etki, fibroblast, histiosit ve lenfosit aktivitesinde yavaşlama), güçlü bir immunosüpressif etki olan, kan düzeyi yükseldiğinde Cushing sendromunun, kan düzeyi azaldığında Addison hastalığının geliştiği steroid ailesinin üyesi olan glukokortikoid hormon

kortizon (cortisone, corticosteroid drug) uzun süreli kullanılmalarında T-lenfositlerinde duyarsızlaşma ve erime, adrenallerde atrofi, pankreasta glikojen infiltrasyonu, sterod diabeti, karaciğerde yağlanma, Cushing sendromu gibi yan etkileri olan, betamethasone, prednisone, prednisolone, dexamethasone gibi kimyasal yapıları farklı ancak etkileri kortizol gibi olan ilaçlar

kretenizm (cretinism) çocukluk hipotirodizmi; anneleri gebelik döneminde hipotiroidili olan bebeklerdeki bulguların görece yoğun olduğu, genel gelişme bozuklukları arasında kemik gelişiminin ve dentisyon bozukluklarının (anodonti veya hipodonti) da izlendiği tiroid bezi hormonlarının yetersizliği tablosu

küret (curette) kenarları keskin bir kaşığa benzeyen, boşluk duvarlarının kazımak için kullanılan araç. küretaj (curettage) kürtaj; bir dokunun ya da lezyonun, kenarları keskin kaşığa benzer bir araçla kazınması tekniği; kavite biçimindeki bin organın içerisindeki materyalin kazınarak alınması işlemi

lamina dura (lamina dura) iki diş arasındaki kemik çıkıntısını örten kompakt kemik dokusunun oluşturduğu çizgi

laminin (laminin) laminin; hücre yüzey reseptörleri ile ECM’i birbirine yapıştıran bazal membranların ana glikoproteini

laserasyon (laceration) yırtık; gerilme etkisiyle ortaya çıkan, doku kaybının az, yara dudaklarının düz ancak düzensiz olduğu kesiler

lenfadenopati (lymphadenopathy) lenf düğümlerinin lenforetiküler sistemi etkileyen uyaranlara karşı gösterdiği tepki nedeniyle büyümesi. immun lenfadenopati (immune lymphadenopathy) reaktif lenfadenopati; reaktif hiperplazi; bakteri infeksiyonları (pyojen bakteriler, Bartonella henselae, tularemi, sifilis, mikobakteri), virüs infeksiyonları (EBV, HIV, CMV, HBV), aşılar (virüs aşıları), mantar infeksiyonları (histoplasmosis, coccidioidomycosis), parazitler (toxoplasmosis, leishmaniasis), otoimmun hastalıklar (SLE, RA), ilaçlara karşı aşırıduyarlılık tepkileri ve tümör antijenleri olgularında görülen, bağışıklık sisteminin tepkileri nedeniyle oluşan lenfadenopati. immun olmayan  lenfadenopati (non-immune lymphadenopathy) lenfomalar, lösemiler, ilaçlar ve kimyasal maddeler, lenfanjiyografi, deri hastalıkları, depo hastalıkları, kanser metastazlarının etkisiyle oluşan, bağışıklık sisteminin uyarılmadığı lenfadenopati. sistemik lenfadenopati (generalized lymphadenopathy) infeksiyon hastalıkları (virüs, mantar), otoimmun hastalıklar, depo hastalıkları ve kanser gibi nedenlerle organizmadaki lenf düğümlerinin büyük bölümünde saptanan büyüme. yerel lenfadenopati (local lymphadenopa-thy) sınırlı bir alandaki lenf düğümlerinin yerel infeksiyonlar, aşı tepkisi, tümör antijenleri ve metastazlar gibi nedenle büyümesi

lenfanjiyografi (lymphangiography) lenf damarları içine radyopak madde verilerek kanserlerin lenf düğümü metastazlarını, lenf akımının kesildiği ve yön değiştirdiği yerlerden metastazın dağılımı incelemek için kullanılan inceleme tekniği

lenfoepitelyal kist (lymphoepithelial cyst) HIV/AIDS kistik tükürük bezi hastalığı; HIV/AIDS hastalarında lenfoid hiperplazi ya da lenfoepitelyal kistik oluşumlar nedeniyle oluşabilen iki ya da tek taraflı parotis büyümesi

letal doz (lethal dose) öldürücü doz; fatal doz

Letterer-Siwe hastalığı (Letterer-Siwe disease) kemiklerde, deride ve çeşitli organlarda Langerhans histiositlerinden oluşan proliferatif lezyonların ve infiltrasyonların olduğu, dişetlerini de etkileyen, ağız mukozasında ülserler, hiperkeratoz alanları ve histiositik hücrelerden oluşan nodüller görülebildiği, klinikte sitokin fırtınası olarak nitelenen atakların saptandığı, prognozu kötü olan hastalık

lipofuscin (lipofuscin) yıpranma pigmenti; hücre membranlarındaki lipidlerin ve proteinlerin serbest radikallerin oksidatif etkisiyle oluşan, suda erimeyen, fagositlerin enzimatik aktivitelerine karşı dirençli, yaşlıların karaciğer ve kalp kası hücrelerinde görece sık karşılaşılan sarımsı-kahverengi lipopigment pigment 

lipokrom pigmentler (lipochrome pigments; carotenoid) havuç, pancar, domates gibi bitkilerden alınan ve yağ dokusuna sarı rengi veren pigmentler

litik (lytic) eritici; erime sonucu oluşan

lizis (lysis) erime

lob (lobe; lobus) bir organı ya da dokuyu oluşturan yuvarlakça-oval bölümler. lobulus (lobulus) küçük lob. lobüler (lobular) loblardan ya da lobuluslardan oluşan

makrosefali (macrocephaly) kafatasının normalden büyük olması

makül (macule) deride, 1 cm'den küçük, yüzeyden dışa yükseltisi olmayan, genellikle deri renginden farklı renkteki lekeler

melanin (melanin) suda erimeyen, genellikle kahverengi-sarı, fazla yoğunlaştığı bölgelerde kara renkli, gözün irisinde mavi ya da yeşil renkli olabilen pigment; deride, kıllarda, leptomenikslerde, adrenal medüllasında, beyinde (substantia nigra) gibi sinir hücrelerinde, ağız ve vagina mukozasının deriyle birleşme yerlerinde bulunan,  deriyi ve gözleri güneş ışınlarının zararlı komponentlerine karşı koruyan, niceliği toplumlara, kişilere ve vücut bölgelerine göre değişebilen, melanositlerce üretilen otojen pigment

melanofor (melanophore) dermiste açığa çıkmış melanin pigmentini fagosite eden makrofajlar

melanosit (melanocyte) epidermisin bazal tabakasında ve gözün retinasında bulunan, saydam sitoplazmalı, dendritik uzantıları olan sinirsel kökenli hücreler 

melanotik (melanotic) melanin içeren; melanin üretebilen

menarş (menarche) ilk adet kanamasının başlama anı

menopoz (menoposis) kadınlarda östrojen üretiminin azalması sonucu oluşan endometrium, vajina mukozası ve memelerde atrofi ve kemik atrofisi (osteoporoz) görülen tablo

menstrüasyon (menstrua­tion; menses) mens; regli; regl; adet; perod; her ay belirli aralıklarla meydana gelen fizyolojik rahim kana­ması

mide kanaması (gastric hemorrhage) akut bir mide ülserinin ülser kenarlarında bulunan küçük damarların yırtılması ya da derinleşen bir ülserin içindeki arterlerin çeperlerinin asid etkisiyle aşınması nedeniyle oluşan balonlaşmanın (anevrizma) yırtılması sonucu oluşan kanama

mikobakteri infeksiyonları (mycobacterial infections) tüberküloz ve lepra gibi tipik infeksiyonların yanı sıra atipik mikobakteri infeksiyonları olarak bilinen hastalıklar. atipik mikobakteri infeksiyonları (atypical mycobacteria infections) M.avium-intracellulare (Mycobacterium avium complex; MAC), M.kansasii, M.ulcerans ve M.scrofulaceum, vd gibi dünyanın her yerinde ve her ortamda (su, toprak, bitkiler, hayvan dışkısı, vd) bulunan, insandan insana geçmeyen, immunosupresyon durumundaki hastalarda sistemik bir infeksiyon hastalığına neden olan çıkarcı bakterilerin infeksiyonları

mikotoksin (mycotoxin) mantarların ürettiği toksik madde 

mikoz (mycoses) mantar hastalığı; mantar ailesinin üyesi candida, aspergillus, mukor, vb gibi etkenlerin deri, derialtı ya da daha derin dokularda (akciğer, karaciğer, vd) oluşturduğu infeksiyon hastalıkları

miksödem (myxedeme) erişkinlik hipotirodizmi; hidrofil ara madde ve bağ dokusu artışı nedeniyle doku şişliklerinin saptandığı olgu; yüzdeki birikmelerin kaba bir görünüme, dilde birikmenin makroglossiye, ses telleri çevresindeki birikmenin ses kalınlaşmasına neden olduğu tiroid bezi hormonlarının yetersizliği tablosu

Mikulicz hastalığı (Mikulicz disease) benign lenfoepitelyal lezyon; nedeni bilinmeyen, tükürük bezlerinin tek ya da iki taraflı büyümesiyle karakterize, tükürük bezlerinden önce tek taraflı zamanla bilateral büyümeyle beliren, hiposalivasyona neden olan, etkilenen tükürük bezlerinden lenfoid ya da epitelyal tümörlerin gelişebildiği hastalık

Mikulicz sendromu (Mikulicz syndrome) tükürük ve gözyaşı bezlerinin Sjögren sendromu, lenfoma ya da sarkoidoz nedeniyle şişmesi olgusu için yapılan klinik tanımlama

Milroy hastalığı (Milroy disease) otosomal dominant geçiş gösteren kalıtsal lenfödem

mitokondri (mitochondria) adenozin trifosfat sentezini gerçekleştirerek hücrelerin enerji sistemini düzenleyen organel

multifokal (multifocal) birden fazla odakta aynı anda bulunan ya da aynı anda başlayan

multipl (multiple) birden fazla; çok

nekropsi (necropsy) otop­si

neonatal (neonatal) doğumdan sonraki ilk dört haftayla ilgili/ait. neonatal patoloji (neonatal pathology) yenidoğan hastalıklarını inceleyen bilim dalı

nistagmus (nystagmus) göz küresinin istemsiz şekilde ve ritmik olarak çeşitli yönlere yaptığı hareketler; göz küresi tiki

nodül (nodule) yuvarlakça-küremsi oluşum; değişik büyüklükte yuvarlakça oluşumlar. nodüler (nodular) nodül yapısında; nodül niteliğinde. nodüler fasitis (nodular fasciitis) çoğu gövde derisinde, çocuklarda baş-boyun bölgesinde de ortaya çıkabilen, subkutan dokudan başlayarak kasların arasına doğru kısa sürede gelişebilen, fibroblastik ve myofibroblastik hücrelerden oluşan reaktif kökenli mezenkimal doku hiperplazisi

nükleotid (nucleotid) hücre çekirdeğinin temel taşları olan nükleik asidlerin (DNA ve RNA) ana maddesi olan, adenozin trifosfat ve koenzimlerin içeriğinde de bulunan önemli bir bileşenler kümesi

oligohidramnios (oligohydramnios) amnion kesesini dolduran ve fetüsün içinde yüzdüğü amnion sıvısının gereğinden çok az olması

organ yetmezliği (organ failure) bir organın işlevlerindeki yetersizlik

Osler nodülü (Osler nodule) infektif endokarditlerde parmaklarda oluşan subkutan nodüller

osteoblast (osteoblast) kemik dokusuna özgü kollageni (osteoid madde) üreten hücre

osteofit (osteophyte) uzun kemiklerin eklem yüzlerinde, skapulanın glenoid çukurunda, pelvis asetabulumunda, mandibular kondillerde, vertebraların özellikle torasik ve lomber bölümlerinde yaşlılığa bağlı olarak ortaya çıkan, 40 yaşın ilk yıllarında dudaklaşma/ağızlaşma olarak başlayan, 50'li yıllarda giderek belirginleşen kemik dokusu artışı

osteonectin (osteonectin) osteonektin; bağ dokusunda ve kemik dokusunda osteositlerin özgünleşmesi ve kollagene bağlanmalarında etkili protein

osteopontin (osteopontin) kalsifikasyon olgusunu düzenleyen, lökosit göçünü yönlendiren protein

osteoporoz (osteoporosis; osteopenia) inaktivite, menopoz, Cushing sendromu (hiperkortizolizm), kemik iliği patolojileri ve tümörleri, kanserlerin kemik metastazları, bazı tümörlerde tümör hücreleri tarafından üretilen peptid yapısındaki maddelerin parathormon gibi etki göstermesi, travmalar sonucunda kemiklerdeki kalsiyum azalması ve iri gözenekli bir yapının ortaya çıktığı kemiklerde spontan (özellikle femur, vertebra ve kalça) kırıklar ve ağrı ile seyreden tablo

otogreft (autograft) bir bireyin kendi dokusunun (kemik parçası ya da deri parçası gibi) vücudunun farklı bir bölgesine eklenmesi. ksenogreft (xenograft; heterograft) zenogreft; heterogreft; farklı türlerin üyeleri arasındaki doku nakli. allogreft (allograft; homograft) homogreft; allojenik doku; aynı türün üyeleri arasında yapılan doku nakli. izogreft (isograft) tek yumurta ikizleri gibi özdeş genetik yapıdaki bireyler arasında doku nakli

ötanazi (euthanasia) ötenazi; hoş-acısız-kolay-iyilik edici ölüm; teda­visi mümkün olmayan ve ağrı çeken bir hastanın yaşamını, hastanın ve/veya ailesinin onayı sonrasında, acı vermeyen tıbbi yöntemlerle sona erdirilmesi amacıyla yardımda bulunulması; ötanazi seçiminin bir tür insan hakkı olarak kabul edildiği ve yasalarla düzenlendiği Belçika, Hollanda, Lüksemburg, İsviçre ve ABD'nin bazı eyaletlerinde (Washington ve Oregon) yasal olarak kullanılabilmektedir. yardımlı intihar (assisted suicide) yardımlı özkıyım; bir hekimin yaşamına son vermek isteyen hastasının intiharı için yardım etmesiyle gerçekleştirilen ötanazi. istekli ötanazi (voluntary euthanasia) hastanın isteği ve onayı üzerine yaşamının acı vermeyen tıbbi yöntemlerle sona erdirilmesi. isteksiz ötanazi (non-voluntary euthanasia) ötanazi isteğinde bulunamayacak düzeyde bilinç kaybı (bunama, koma, vb) olan hastalarda, yakınlarının isteği ve onayı üzerine hastanın yaşamının acı vermeyen tıbbi yöntemlerle sona erdirilmesi. onaysız ötanazi (involuntary euthanasia) bilinci yerinde olan hastanın kendisinin ya da karar verme yetisi olmayan hastanın yakınlarının onayı alınmadan uygulanan, hukuk sisteminde cinayet olarak nitelendirilen ötanazi yöntemi. aktif ötanazi (active euthanasia) hekimin ölüm olgusunu gerçekleştirecek tıbbi yöntemleri doğrudan doğruya kullandığı (örneğin; letal dozda morfin injeksiyonu) yöntem. pasif ötanazi (passive euthanasia) beyin ölümü gerçekleşmemiş ancak karar verme yetisi olmayan hastanın yakınlarının onayı ile yaşam desteklerinin kesilmesi  ya da bilinci yerinde olan hastanın isteğiyle yardımlı intihar biçiminde uygulanan ötanazi yöntemi

papiller (papillary) parmaksı çıkıntıları ya da uzantıları olan

PAP-smear (PAP-smear) jinekolojide uterus serviksi kanserlerinin incelenmesinde uygulanan mikroskopik inceleme tekniği

papül (papule) deride, 1 cm'den küçük, yüzeyden dışa yükseltisi olan, yarım bezelye izlenimi veren tümseksi oluşum

paraneoplastik pemfigus (paraneoplastic pemphigus) etyolojisinde non-Hodgkin lenfoma, kronik lenfositik lösemi, timoma, bronş karsinomu, az diferansiye sarkomatöz tümörler gibi kanser antijenlerinin tetiklediği otoimmun antikorların etkin olduğu,  bazı hastalarda gizli bir kanserin ilk bulgusu olabilen, mukozanın her alanında hemorajik veziküller ve bunların açılmasıyla oluşan ağrılı erozyonlar saptanan, kanserli hastalarda görülen pemfigus türü

paranoplastik (paraneoplastic) tümörlerin ürünlerinin neden olduğu; tümör ürünleriden kökenli. paraneoplastik sendrom (paraneoplastic syndrome) tümörlerin ürünlerinin (sitokinler, prostaglandinler, enzimler, büyüme faktörleri, çeşitli polipeptidler) neden olduğu ateş, iştahsızlık, hormonal bozukluklar, nörolojik sendromlar, eklem hastalıkları, deri lezyonları, vb bulgulardan oluşan çoğu hormonal, immunolojik ya da toksik nitelikte, malign bir tümörün ilk belirtisi olabilen tablo

patlama (blast injury; explosions) ​patlama zararları; patlamalarda basınç önce birden yükselir ve bunu birden düşme izler; atmosfer basıncındaki yükselmenin hava ile iletimindeki lezyonlar bir yönden gelen kamyon çarpmasındaki gibidir (toraks sıkışır, karın içi basıncı yükselir, solid organlar yırtılır ve kanamalar, akciğerlere gelen yüksek basınç alveolleri yırtar ve gaz embolizmi meydana gelebilir; suya dalmış olanlardaki basınç yükselmesi su ile vücudun her tarafını eşit olarak etkiler, toraks ve karın organlarında yırtılmalar olur, yüksek ba­sınçlı su anüsten girerek bağırsakları patlatabilir, suda dik duranlarda özellikle karın organlarında yırtılmalar olur, yatar durumdakilerde basınç insanı su dışına atar ve önemli zararlar olmayabilir; katı cisimlerle iletilen patlamaların sonuçları yüksekten düşmeyi andırır, gemi ambarındaki ya da çok katlı bir yapının alt katındaki bir pat­lamada üst katlarda bulunanlarda özellikle bacaklarda kırıklar meydana gelir. patlama kırığı (blow-out fracture)travmatik bir güçle artan intraorbital basınç sonucu oluşan kırık; orbita tabanına özgü, orbita sınırları bozulmaksızın oluşan, çoğu kez yüz kemiklerinin kırıkları ile birlikte oldu­ğundan saf hali seyrek görülen fraktür şekli. patlama yaraları (blast in­juries) vücudun hızla fırlayarak bir yere çarpması, uçan katı ci­simlenin vücuda girmesi, ısı bölgesine yakın olan kişilerde yanıklar, güçlü ses dalgalarının oluşturduğu kulak yırtıl­ması, akciğer patlaması, vb zararlar

patogenez (pathogenesis) bin hastalığın gelişme süreci içerisindeki tüm olaylar

patognomonik (pathogno­monic) bir hastalığın tanısını koyduran çok önemli ve tipik bulgu/veri

patojen (pathogen; patho­genic) hastalık yapma yetisi olan

patoloji (pathology) hastalıkları inceleyen bilim dalı. temel patoloji (basic pathology) genel patoloji; hastalıkların nedenlerini, ortaya çıkışlarını ve organlarda saptanan değişikliklerin temel ilkelerini tanımlayan bilim dalı. sistemik patoloji (systemic pathology) organ patolojisi; her bir sistemdeki ya da organdaki hastalıkların nedenlerini, ortaya çıkışlarıni ve organlarda saptanan değişikliklerin özgün niteliklerini tanımlayan bilim dalı

patolojik (pathologic) has­talıkla ilgili; hastalıklı. patolojik asfiksi (patholog­ical asphyxia) solunum havasındaki oksijen mik­tarının ya da basıncının azlığı, kan hastalıkları, akciğer hastalıkları, kalp has­talıkları, karbon monok­sid zehirlenmeleri, kan akımının yavaşlaması gibi koşullarda ortaya çıkan asfiksi; iç asfiksi; açık asfiksi. patolojik dislokasyon (pathologic dislocation) paralizi, sinovit, infek­siyon ve diğer has­talıkların neden olduğu eklem çıkığı. patolojik fraktür (patho­logic fracture) tümör, ke­mik yumuşaması, oste­omyelit, osteoporoz ve benzeri kemik has­talıklarının etkisiyle zayıflamış olan kemiğin kendiliğinden kırılması; sekonder kırık; spontan fraktür. patolojik ölüm (pathologi­cal death) bir kişinin kendisinde bulunan herhangi bir hastalık ya da bu hastalığın komplikas­yonları ile ölmesi. patolojik ​hiperplazi (pathologic hyperplasia) genellikle iç salgı bezlerinde, kan hormon düzeylerinin etkisiyle oluşan büyüme; karaciğer sirozunda ya da östrojen verilen erkek hastalarda memelerin büyümesi (gynecomastia); menopoza giren kadınlardaki endometrium hiperplazisi. patolojik hipertrofi (patholgical hypertrophy) dokularda bir hastalık nedeniyle ortaya çıkan büyüme; hipertansiyon hastalarındaki kalp büyümesi. hipertrofik kardiyomyopati (patholgical hypertrophy) dokularda bir hastalık nedeniyle ortaya çıkan büyüme; hipertansiyon hastalarındaki kalp büyümesi; kalıtsal kalp hipertrofisi

pemfigoid (pemphigoid) skuamöz epitelin bazal hücreleri ile altındaki bağ dokusu arasındaki bazal membran zonu komponentlerine karşı oluşan çoğunlukla IgG kökenli otoantikorların neden olduğu, bazal membran parçalanması sonucu beliren veziküllerin saptandığı otoimmun hastalık

pemfigoid ilaç reaksiyonu (pemphigoid drug reactions) pemfigoid ilaç reaksiyonları; thiol içeren ilaçlar furosemide, sülfonamid türevleri, NSAID'ler, antiromatizmal ilaçlar, kardiyovasküler sistem ilaçları, vb ilaçların neden olduğu, ağız mukozasında ve deride veziküller ile dişetlerinde yerel ya da yaygın eritem ve erozyonların görüldüğü, pemfigoid lezyonlarını anımsatan tepki

pemfigus (pemphigus) skuamöz epitelin spinal hücrelerin birbirlerine yapışmasını sağlayan desmoglein 1 ve desmoglein 3 gibi komponentlere karşı oluşan otoantikorların neden olduğu,  oral mukoza lezyonlarında daha çok desmoglein 3 otoantikorlarının etkisi görülen, desmozomların çözülmesiyle spinal hücreler arasındaki bağlantının yitirilmesi (akantoliz) ve intraepitelyal (intraepidermal) ayrışmalar sonucu veziküllerin ve büllerin oluştuğu, etyolojisi bilinmeyen ancak thiol içeren ilaçlar (penicillamine, captopril, enalapril, vd), aşırı sarımsak tüketilmesi, östrojen düzeyinin yükselmesi, bazı otoimmun hastalıklar (SLE, romatoid artrit, myasthenia gravis), HHV8 infeksiyonları ve sigara gibi etmenlerin tetikleyebildiği otoim-mun hastalık. pemfigus vulgaris (pemphigus vulgaris) 40-60 yaşlarında, kısa sürede erozyonlara dönüşen veziküllerden oluşan, ilk lezyonların ağız mukozasında (yanak mukozası, damak, dudaklar) belirmesiyle karakterize, bir süre sonra deri lezyonlarının da belirdiği pemfigus türü

penetran (penetrant) de­rinlere işleyebilen; doku­ların derinliklerine giren. penetrasyon (penetration) girme; derinlere inme. penetran yara (penetrating wound) batıcı-delici ci­simler, mermi çekirdekleri, cam, vb et­kilerle meydana gelen, deri ve derialtı dokularını aşarak derinlere inen yara

perforin (perforin) CD8+ lenfositlerinin ve NK lenfositlerinin üretebildiği, hedef hücrelerin (virüsle infekte hücreler, kanser hücreleri) çeperlerini delebilen glikoprotein

perfüzyon (perfusion) içine süzülme; kan, lenf ve doku sıvılarının değişimi; kan ve lenf sıvısı içeriğinde erimiş olan kimyasalların  dokulara ve organlara süzülmesi ya da damarlara dönmesi; damar yolu ile kan ve sıvı verilmesi. perfüzyon indeksi (perfusion index) dolaşımın perfüzyon gücünü belirleyen hesaplama. perfüzyon basıncı (perfusion pressure) kan ve doku sıvılarının değişimini sağlayan bir arteryel basınç

periferik (periph­eral) çevresel; ana noktadan uzakta; kemik dışında bulunan

perifokal (perifocal) lezyon odağının çevresinde. perifokal ödem (perifocal oedema) abse gibi güçlü bir olayın çevresinde meydana ge­len ödem

perinatal (perinatal) doğumdan kısa bir süre öncesini ve sonrasını kap­sayan zaman dilimi; gebe­liğin 20-28. haftaları ile doğumdan sonraki 7.-28. günler arasındaki dilim. perinatal hipoksidoz (peri­natal hypozidosis) bir bebeğin doğuşu ile ilk bağırması arasındaki sürenin uzaması halinde­ki asfıksiye bağlı olan, yaşamın ilk günlerinde bilinçsizlik ve kramplar, sürekli lezyonların varlığında zeka geriliği ve beyin fonksiyon bozukluklarıyla karakterize ta­blo

periorbital (periorbital) göz çevresinde bulunan

periosteal sarkom (periosteal sarcoma) tümör hücrelerinin osteoblastik aktivite göstererek osteoid madde üretebildiği mezenkimal hücre kökenli periost yerleşimi gösteren habis tümör

peripartum (peripartum) gebeliğin son ayı ve doğumdan sonraki ilk birkaç ayı kapsayan za­man dilimi

perisit (pericyte) damarların çevresinde bulunan, fibroblast-ların ve düz kas hücrelerinin niteliklerini içeren, kontraksiyon yetileri olan mezenkimal hücreler; myofibroblastik 

permanent hücre (permanent cell) myokard ve nöronlar gibi mitoz evresine girebilme yetisini önemli ölçüde yitirmiş, ortadan kalktıklarında yerlerinin fibrozis ya da gliozis ile doldurulduğu hücre türü

pestisid (pesticide) zararlı hayvanları ve bitkileri öldürmek amacıyla üretilen çoğu tarımda kullanılan zehirler

peteşi (petechia) deri, mukoza ve seröz zarlarda oluşan 1-2 mm çapında, üzeri düz, yuvarlakça kanamalar. peteşiyal (petechial) peteşial; peteşi özelliği taşıyan

Philadelphia kromozomu (Philadelphia chromosome; Ph1) lösemilerde saptanan normalden oldukça küçük olan kromozom 22 

pigmante nevus (nevus pigmentosus) deri ve mukozaların 3 türü (intradermal, bileşik, junctional) olan melanositik hücre kökenli selim tümörleri ya da hamartomatöz oluşumları

piknodisostozis (pyknodysostosis) gelişme geriliğine bağlı boy kısalığı, kısa ve kalın parmaklar, kafatası eklemlerinde kaynaşma geriliği ve brakisefali, kemiklerde yaygın skleroz ile uzun kemiklerde spontan kırıkların saptandığı, çene-yüz bölgesinde altçenede osteomyelit, periapikal kemik yoğunlaşmaları, her iki çenede hipoplazi ve maloklüzyon bulguları izlenen otosomal dominant geçiş gösteren kalıtsal sendrom

piknoz (pyknosis) piknozis; ölmekte olan hücrenin çekirdeğinin küçülmesi ve koyu renkli boyanması

pirojen (pyrogenic) ateş yükselten. pirojen sitokinler (pyrogenic cytokines) çoğunlukla yangı ya da infeksiyon hastalığı salınan ve hipotalamustaki denetim mekanizmasının işlevlerini aksatarak hipertermiye neden olan medyatörler

piroptozis (pyroptosis) infeksiyon hastalıklarında, ateş nedeniyle aktive olan cytokine'nin neden olduğu caspase aktivasyonu ile gerçekleşen hücre ölümü

pleomorfik adenokarsinom (pleomorphic adenocarcinoma); malign mikst tümör; genellikle parotiste ve küçük tükürük bezlerinde ortaya çıkan,  parotis tümörlerinin uzun süredir bulunan ancak tedavi görmeyen ya da tedaviden sonra birkaç kez residiv yapmış pleomorfik adenomlardan kaynaklandığı bilinen, bazı olgularda epitelyal ve mezenkimal komponentlerin ikisinde de malignite bulguları saptanabilen (karsinosarkom), servikal lenf düğümleri, akciğer ve kemik metastazları olabilen kanser

pleomorfik adenom (pleomorphic adenoma) mikst tümör; parotiste oldukça sık rastlanılan, yavaş büyüyen ve kilogram ağırlığına ulaşabilen ağrısız bir kitle oluşturan, düzenli bir kapsül içermeyen,  tükürük bezi duktus epitel hücreleri ile myoepitel hücrelerinden oluşan alanlarda onkositik, skuamöz ve sebaseöz metaplazinin görülebildiği, yer yer miksoid, kondroid ve osteoid elemanlar içerebilen, tükürük bezlerinin en sık görülen tümörü

portal hipertansiyon (portal hypertension) sirozda ve portal trombozda (vena porta trombozu) karaciğerle bağlantılı olan kan dolaşımındaki hidrostatik basıncın artması ile assit, splenomegali, kollateral venalarda varisler (örneğin, kanayan özofagus varisleri) oluşması

postiktal dönem (postictal state) grand mal epilepsi nöbeti geçiren kişide, nöbet sonrasında beliren semikonfüzyon, derin uyku, başağrısı gibi bul­guların saptandığı dönem

Potter yüzü (Potter facies) bulunması gereken yerden daha aşağıda yerleşmiş kulak kepçeleri, hipertelorizm, basık burun sırtı, göz kapak anomalileri gibi bulguları içeren konjenital anomali kompleksi

prognoz (prognosis) bir hastalığın gidişi sırasında gösterdiği ve/veya göstereceği seyir

puerperal (puerperal) lohusalık dönemine özgü; lohusalık döneminde beliren. puerperal ateş (puerperal fever) lohusalık döneminde, sepsis ya da doğum kanalı infeksiyo­nuna bağlı olarak görülen ateş yükselmesi​. puerperal eklampsi (puer­peral eclampsia) lohusa kadınlarda, hipertan­siyon, ödem ve/veya pro­teinüri ile birlikte görülen konvulsiyon ve koma hali​. puerperal sepsis (puerper­al sepsis) gebelik sırasında görülen sepsis tablosu

putrefaksiyon (putrefac­tion) proteinlerin enzim­lerle parçalanması ve kötü koku yayması; kokuşma

radyasyon (radiation) ışıma. iyonlaştırıcı radyasyon (ionizing radiation) tıpta tanı ve kanser tedavisinde kullanılan, küçük dozları bile genotoksik olan, latent onkogen virüsleri aktive edebilen, bağışıklık sistemini bozan röntgen ışınları ile beta ve gamma ışınları içeren radyasyon. ultraviole (ultraviyolet radiation) ultraviole radyasyonu; güneş gibi yüksek enerji yüklü yüzeylerden kaynaklı, %99’ı ozon tabakasınca tutulan, melanin pigmenti üretimini kamçılayarak bronz ten oluşmasında etkili, uzun süreli etkisinde epidermis bileşenlerinde (skuamöz epitel ve melanositler) DNA zararı oluşturabilen ve skuamöz hücreli karsinom, bazal hücreli karsinom ve malign melanoma gibi deri kanserlerinin oluşmasına neden olabilen, derinin yüzeysel katmanlarındaki bileşenleri etkileyerek deri yaşlamasını hızlandıran radyasyon. radyasyon yanığı (radia­tion burn) x-ışınları, iyonlaştırıcı radyasyon ve güneş ışınları ile meyda­na gelen yanık

radyosensi­tif (radiosensitive) iyonlaştırıcı radyasyona duyarlı

radyoterapi (radiotherapy) ışınlama; kanserle­rin bir bölümünün iyonlaştırıcı radyasyonla tedavisi tekniği

raşitizm (rickets) çocuklarda görülen, D vitamini eksikliğinin ya da serum fosfat düzeyindeki düşüklüğün neden olduğu, uzun kemiklerde (femur, tibia, fibula) deformasyonlara neden olan matriks mineralizasyonu bozukluğu

Raynaud fenomeni (Raynaud's phenomenon) ortam ısısı değişikliklerinde ve emosyonel etkilerle ataklar biçiminde tetiklenen akut vazokonstriksiyonlar nedeniyle özellikle parmaklarda beliren solukluk, parestezi ve eklem ağrıları ile karakterize, çok sık yinelenen ataklara bağlı parmak derisinde iskemik ülserler ve atrofinin oluşabildiği, zamanla özofagus etkilenmesine bağlı disfaji, ince bağırsak etkilenmesi nedeniyle beliren malabsorpsiyon bulguları, akciğer fibrozisinin erken belirtisi olan dispne, ventriküler aritmilerin eklendiği tablo

reanimasyon (reanimation) yaşama döndürme

reflü (reflux) mide, mesane, vb boşluktaki sıvının gitmesi gereken yönün tersine bir yönde akması; mide içeriğinin özofagusa girerek ağız boşluğuna dek çıkarak dişlerin palatal/lingual yüzlerindeki aşırı mine aşınmaları ve diş çürükleri, solunum yollarına kaçarak Mendelson sendromunu oluşturabilmesi; mesane boşluğundaki idrarın üretra yerine üreterlere kaçması

regresif (regressive) regressif; ge­rileyen; iyileşen. regresyon (regression) bir önceki duruma dönme; gerileme; hastalığın düzelme aşamasına gir­mesi; psikiya­tride, erişkinlerde görü­len çocuksu davranışlar ile kişinin duyguları, dav­ranışları ve psikolojik yapısı bakımından bulun­duğu düzeyin altına ine­rek, içerisinde bulunduğu çatışma, stres ve sıkıntılarından kaçma mekanizması

rektoskopi (rectoscopy) rektumun özel araçla (rektoskop) incelenmesi

reküran (recurrant) tekrarlayan; yineleyen; residiv yapabilen. rekürans (recurrance) bir kanserin tekrarlama/yineleme/residiv yapabilme frekansı

remisyon (remission) bir hastalığın belirtilerinin giderek azalması, iy­ileşme yoluna girmesi

residiv (recidive) rezidiv; yineleme;  iyileşmiş olan bir hastalığın bir süre sonra yeniden ortaya çık­ması; tedavi ile iyileşmiş olan bir kanse­rin/iltihabın/hastalığın bir süre sonra yinelemesi

resüsitasyon (resuscita­tion) resussitasyon; kalp-solunum dur­malarımda, dışarıdan yapılan uyarılarla kişiyi hayata yeniden döndürme çabası

retansiyon (retention; retentio) bir kese ya da boşluk içerisindeki birik­me; vücut salgılarının dışa akamaması ve bir yerde toplanması; tutun­ma

retardasyon (retardation) gecikme; gerilik; gelişme geriliği

Rosai-Dorfman hastalığı (Rosai-Dorfman disease) nedeni bilinmeyen, çoğunlukla infeksiyon hastalığını anımsatan ateş, burun akıntısı ve kanaması, yüksek sedimentasyon, lökositoz, anemi, hipergammaglobulinemi başlayan, üst solunum yolları, orbita, tükürük bezleri ve ağız lezyonlarının saptandığı, bilateral ve ağrısız servikal lenfadenopatiyle seyreden lenfoid doku hiperplazisi

Roth lekeleri (Roth spots) infektif endokarditlerde saptanan retina kanamaları

Rotor sendromu (Rotor syndrome) konjuge hiperbilirubinemiyle karakterize kalıtsal önemli klinik bulgunun saptanmadığı kalıtsal hepatosellüler ikter 

Russel cisimcikleri (Russel's bodies) plazma hücrelerinin sitoplazmalarında aşırı immunoglobulin üretilmesi nedeniyle oluşan eozinofil protein kürecikleri

SAPHO sendromu (SAPHO syndrome) sinovit, akneler, püstüller (püstüler psöriazis), hiperostozis, osteit bulguları, mandibulada diffüz sklerozan osteomyelit bulguları saptanabilen sendrom

sarhoşluk (drunkenness) kandaki alkol düzeyinin oluşturduğu tablo; alkol intoksikasyon. Kan alkol düzeyi anlamları:0.1-1 pro­mil > kontrol kaybı, cesa­ret artışı, konuşkanlık, kararsızlık; 1-2 promil > iş yapamama, konuşma ve koordinasyon bozuk­luğu; 2-3 promil > denge kaybı, ağrı duyusunda azalma, görme bozukluk­ları; 3-4 promil > disso­siyasyon, stupor, koma; 4 promil ve fazlası=koma ve ölüm

sarsılma (commotion; commotio) bazı organların işlevlerinde birden sarsılmaya bağlı olan, yapısal bir bozukluk olmaksızın beliren bozulma

sepsis ikteri (sepsis-induced cholestasis ) bakteri infeksiyonlarında (özellikle gram negatiflerde) görülen güçlü hiperbilirubinemi 

seroid (ceroid) yapısal olarak lipofuscin kökenli olan, dokulara biriktiğinde oluşan depo hastalığında nörodejenatif hastalıklara ve görme bozuklukları gibi yol açan lipopigment 

seruloplazmin (ceruloplasmin) bağırsaklardan emilen bakırın kan proteinlerine bağlanarak oluşturduğu yeşil renkli pigment 

serum (serum) par­tiküllerinden arınmış yarı berrak/berrak sıvı; vücut zarlarının üzerini nemli tutan berrak sıvı

serum hastalığı (serum sickness) yabancı bir proteinin (antijen) kan dolaşımına ikinci kez girmesiyle birlikte oluşan küçük moleküllü immun komplekslerin damarların endotel hücreleri arasındaki uygun açıklıklardan dokulara çıkarak bazal membrana birikmesiyle başlayan, kompleman sisteminin aktivasyonu ve aktif bir yangı ile süren sistemik nitelikte tip III aşırıduyarlılık reaksiyonu

sezaryen (cesare­an section; C-section) sezeryan; bebeğin doğurtulması için karın ve uterus duvarlarının ameliyatla açılması işlemi

sfinkter (sphincter) geçitlerı ve doğal delikleri kuşatarak onların açılıp kapanmalarını sağlayan halkamsı kas örgüsü

siğil (wart) human papilloma virus (HPV )'un neden olduğu papül

silikat (silicate) kayaların ve toprağın yapısında bulunan mineral

silikon granülomu (silicone granuloma) estetik amaçlı uygulanan sıvı silikon injeksiyonuna bağlı, uygulamayı izleyen 6ay-15 yıl içinde sonrasında ortaya çıkabilen granülomlu lezyon. silikonoma (siliconoma) dudak ve meme estetiği amacıyla uygulanan sıvı silikon injeksiyonunun doku içinde oluşturduğu silikon granülomu kitlesi

sirtuin (sirtuin) sirtuinler apoptozisi engelleyen, metabolizmayı hızlandıran, insülin duyarlılığını (enerji üretimini) düzenleye-bilen ve serbest oksijen radikallerinin oluşumunu engelleyerek yaşlanmayı yavaşlatabilen protein ailesi

sitoliz (cytolysis) hücre erimesi/parçalanması. sitolitik (cytolytic) hücreler üzerine eritici/parçalayıcı etkisi olan. sitolitik virüs (cytolytic virüs) hepatit-B virüsü ve Epstein-Barr virüsü gibi konak hücrelerin yapısını değiştiren ve T-lenfositlerine hedefi yaparak hastanın hücrelerinin parçalanmasına neden olan, onkogen (kanser tetikleyici) nitelik taşıyabilen sitolitik virüsler

sitomegalik inklüzyon hastalığı  (cytomegalic inclusion disease)  lösemilerde ve immunosüpresyonda (özellikle HIV/AIDS) olgularında rastlanan, erişkinlerde akciğer (pnömoni), bağırsak (ülserler) ve göz (koriyoretinit) etkilenmeleri, tükürük bezlerinde büyümeler ile lenfositoz saptanan, intrauterin infeksiyonların düşüklere ve erken doğumlara yol açtığı, bebeklerde hepatosplenomegali, trombositopeni, hemolitik anemi ve buna bağlı ikter, görme ve işitme kusurları, beyinde ventriküller çevresinde zamanla kalsifiye olan minik nekrozlar ve zeka geriliği ile pnömoni gibi komplikasyonlarının geliştiği herpesvirüs infeksiyonu

siyanoz (cyanosis) konjesyonun etkilediği organlarda venöz drenajın bozulması nedeniyle kan geriye doğru birikmesi, organın/organların/derinin morumsu mavi bir renk aldığı süreç (bu renk karboksihemoglobin içeren eritrositlerin renginden kaynaklıdır)

smegma (smegma) erkekler sünnet derisi (preputium) mukozasındaki yağ bezlerinden salgılanan erkekler için endojen, kadınlar için ekzojen bir karsinojen  

smog (smoke+fog) toksik sis; fosil yakıtlarının tüketilmesiyle açığa çıkan NO2, SO2, CO gazlarının nemli hava ile oluşturduğu, büyük şehirlerdeki hava kirliliğine neden olan, akciğer kanseri ve KOAH gibi solunum yolları hastalıklarına neden olan toksik gaz

soliter kemik kisti (solitary bone cyst; unicameral bone cyst) travmatik kemik kisti; genellikle uzun kemiklerde oluşan, uniloküler (soliter) ve sklerotik sınırlı, ekspansiyon yapmayan, patolojik kırık nedeni olabilen yalancı kemik kisti (kistik kemik lezyonu)

somatik (somatic; somati­cus) vücut yapısına ait; vücutla/hücreyle ilgili

somatik ölüm (somatic death) canlı hücrede tüm aktivitelerin kaybı;  vücudun tüm hücrelerinin ölümü

sökestr (sequestrum) osteomyelit odağındaki nekrotik kemik parçacıkları

SPARC (secreted protein acidic and rich in cysteine) yara iyileşmesini izleyen remodeling döneminde etkili olan bir angiogenezis inhibitörü

spazm (spasm; spasmus; spasmos) bir kasın ya da kas grubunun ansızın, güçlü ve ağrılı kasılması olgusu; bir kanal, damar ya da vücut deliğinin ansızın daralması; kramp

splinter kanama (splinter hemorrhage) infektif endokarditlerde tırnak yataklarında saptanan koyu kırmızı renkli çizgiler

stenoz (stenosis) darlık; daralma

steril (sterile) kısır; mik­ropsuz

sterilite (sterility) kısırlık; mikropsuzluk

Stevens-Johnson sendromu (Stevens-Johnson syndrome) genellikle ilaçlara ve infeksiyon hastalıklarına karşı gelişen, ağız mukozasının yanı sıra deride, farinkste, larinkste, özofagusta, konjunktivalarda ve genital mukozada çok sayıda ağrılı büller, veziküller ve erozyonların oluşabildiği, klinik özellikleriyle erythema multiforme'yi anımsatan, deri ve mukoza lezyonlarının yanı sıra pnömoni, nefrit ve myokardit belirtileri görülebilen, prognozu kötü tablo

Stewart-Treves sendromu (Stewart-Treves syndrome) radikal mastektomi operasyonundan sonra ortaya çıkan angiosarkom

stimulus (stimulus) uya­ran. stimülasyon (stimulation; stimulatio) uyarma eyle­mi

subkutan (sub­cutaneous) derialtı; dersialtında. subkutan emfizem (sub­cutaneous emphysema) genellikle intratorasik yaralanmalar, injeksiyonlar vb durumlarda derialtı dokusu içerisinde hava girmesi

subperiostal abse (subperiostal abscess) akut osyeomyelitlerde irinli yangının periost altında oluşturduğu lezyon

şankr (cahncre) şankır; sifilis etkeninin organizmaya girdiği yerde oluşan papül yüzeyinin ülserleşmesi ile genellikle penis, vulva ya da servikste oluşan 1–2 cm çapında, katı, ağrısız, kenarları yüksekçe, zımbayla delinmiş görünümünde, 1-2 ay içerisinde kendiliğinden iyileşen lezyon

şelit (chelitis) çelit; dudak yangısı

tirozin (tyrosine) melanin pigmentinin ana maddesi   

toksin (toxin) zehir. toksik (toxic) zehirli; ze­hirle ilgili; narkotik etkisi olan. toksikoz (toxicosis) zehir­lenme sonrasında görülen klinik tablo. toksik doz (toxic dose) zehirlenme bulgularının belirmeye başladığı doz. toksikasyon (toxication; poisoning) zehirlenme. intoksikasyon (intoxica­tion) entoksikasyon; zehirlenme

tolerans (tolarence) olağan dozun üzerindeki ilaç ya da toksinlere olan dayanıklılık; yineleyen dozlara giderek daha hafif yanıtların verilmesi; hoşgörü

toll-like reseptör (toll-like receptor; TLR) hücre yüzeylerinde bulunan doğal ve edinsel bağışıklıkta etkin olan transmembran proteinler

TORCH (TORCH) konjenital anomalilere neden olan toksoplazma, rubella, CMV, Herpes simpleks, sifilis, hepatit B, kabakulak, gonore, parvovirüs, varicella gibi infeksiyon hastalıklarından etkilenen fetüste saptanan gelişme ve zeka geriliği, işitme kaybı, hepatosplenomegali, kalp anomalileri, göz anomalileri gibi bulguların saptandığı tablo

torsiyon (torsion) testis ve ovaryumun gibi saplı organların uzun ekseni üzerinden dönmesi (iskemi ve infarktla sonlanabilir)

transplantasyon, greft reddi, hiperakut ret (hyperacute rejection) iperakut greft reddi; alıcıda, vericinin doku antijenlerine (HLA), ABO antijenlerine, vd karşı önceden oluşmuş özgün antikorların varlığı nedeniyle greftin dakikalarla ölçülebilen çok kısa bir sürede yıkımına neden olan ret mekanizması. akselere akut greft reddi (accelerated acute graft rejection) düşük düzeydeki verici antijenleriyle daha önce karşılaşmış olan alıcının hücresel bağışıklık sisteminin (monosit, makrofaj, T-lenfositler) transplante edilen dokuya tepki göstererek birkaç gün içinde ret etmesi. akut greft reddi (acute graft rejection) alıcının makrofajları tarafından fagosite edilmiş ancak RES tarafından etkisizleştirilememiş vericiye antijenlerine karşı, alıcının hücresel bağışıklık sisteminin (monosit, makrofaj, T-lenfositler, sitokin üretimi) tepkisiyle 1-4 hafta içinde beliren ret mekanizması. kronik greft reddi (chronic graft rejection) ret sürecinin transplantasyondan hemen sonra başlayabildiği ancak klinik belirtilerin ortaya çıkmasının aylar ya da yıllar alabildiği, greftin arterlerindeki patolojilere bağlı hipoksi ve fibrozis kökenli giderek artan işlev kaybıyla karakterize, hücresel ve sıvısal bağışıklık bileşenle-rinin birlikte etkin olduğu ancak tetikleyen nedenin tam olarak anlaşılamadığı ret süreci

transüda (transudate) damar geçirgenliğinin normal olduğu, dolaşım bozukluğu ya da hipoproteinemi gibi nedenlerle oluşan, proteinden yoksun ödem sıvısı

travma (trauma) yara ya da zarar oluşturan çevresel etkenler

travmatik (traumatic) travma kökenli; travma yapan

ultrasonografi (ultrasonography; US) incelenen alana gönderilen yüksek frekanslı ses dalgası demetlerinin dokulara çarparak geri dönme (eko) yoğunluğu ve dönüş süresi birlikte oluşturulan görüntüleme tekniği

üremi (uremia) kan üre düzeyinde yükselme

vasküler endotelyal büyüme faktörü (vascular endothelial growth factor; VEGF) endotelyal öncü hücrelerin kemik iliğinden göçü, angiogenezis yöresine ulaştıklarında proliferasyonu, özgünleşmesi ve yeni kapillerlerin filizlenmesini hızlandıran, endotel hücrelerinin  damar içyüzündeki bariyer görevini düzenleyen büyüme faktörü

vejetasyon (vegetation) tomurcuklanma (örnek: endokardit olgularında  kalp kapaklarında oluşan çoğu trombus niteliğindeki tomurcuklanmalar)

verruca vulgaris (verruca vulgaris ) siğil; human papilloma virus (HPV) infeksiyonunun neden olduğu, genellikle el parmaklarında ve tırnaklar çevresinde ortaya çıkan, ağızda vermilion’da görülebilen, grimsi-ten renginde, yüzeyleri düz ya da engebeli, 1-2 cm çapında papillomatöz oluşumlar

verrü (verrue) deride görülen, çok sayıda minik parmaksı çıkıntıları olan oluşumlar

verrü (verruca) yüzeyde oluşan, parmaksı çıkıntılar içerebilen minik tümsekler

verrüköz (verrucous) verrü niteliğinde olan; dışa doğru parmaksı uzantıları yapan

virüs hepatiti (viral hepatitis) karaciğeri etkileyen Hepadnaviridae virüslerinin neden olduğu, konjunktivalarda ve ağız mukozasında (ağız tabanı, yumuşak damak) ikter, peteşiyal ve ekimotik mukoza kanamaları, dişetlerine yönelik en küçük travmalarda (diş fırçalama) bile aşırı kanamalar, ağız yaralarının iyileşmesinde gecikme, Hepatit C olgularının bir bölümünde erozif liken planus ve Sjögren sendromu sıklığında artma saptanan karaciğerin infeksiyon hastalığı

vitiligo (vitiligo) deride yanık sikatrislerinde, otoimmun hastalıklarda, kalıtsal olgularda, melanositlerin apoptozisi gibi nedenlerle ortaya çıkan, melanin pigmenti'nin yerel azalmasına bağlı soluk renkli lekelerin saptandığı olgu

Warthin tümörü (Warthin tumor; papillary cystadenoma lymphomatosum) multifokal ya da bilateral nitelikler olabilen, yavaş büyüyen ağrısız bir kitle oluşturan,  mikroskopisinde kistik boşlukların lümenine doğru papiller çıkıntılar yapan onkositik hücrelerin hemen altında germinatif merkezleri bulunan lenf folikülleri içeren, tükürük bezlerinin en sık görülen ikinci tümörü

Wegener granülomatozisi (Wegener’s granulomatosis) solunum yollarını, akciğerleri ve böbrekleri tutan, akciğer grafisinde nodüller infiltrasyon alanları, nefrit bulguları içeren, yüzeyleri granüllü dişetlerinde hiperplazi (çilek gingiva), ülserli stomatit ve damak ülserleri, alveol kemiklerindeki yıkım sonucu dişlerde sallanmalar ve dökülmeler saptanan, mikroskobik incelemelerde antinötrofil sitoplazmik antikor (ANCA) varlığı belirlenen, küçük ve orta çaplı damarları etkileyen granülomatöz nekrotizan vaskülit

Wickham çizgileri (Wickham lines) lichen planus olgularına özgü, çoğu kez örümcek ağını anımsatan beyazımsı çizgilenmeler

Wilson hastalığı (Wilson’s disease) bakırın karaciğer birikmelerinde siroza, beyindeki birikmelerinde nörolojik ve psikiyatrik bulgulara, göz birikmelerinde kornea dış sınırında irisi kuşatan sarımsı-gri-kahverengi Kayser-Fleischer halkası’nın oluşmasına, kemiklerde osteoporoz, patolojik kırıklar ve artropatilere, böbrek birikmelerinde proteinüri, aminoasidüri ve fosfatüri bulgularına, vd neden olan, bakırın kan proteinleri ile birleşerek ceruloplasmin oluşturmasının bozulduğu kalıtsal bir metabolik hastalık

yanık (burn) 70°C ve daha yüksek yerel ısı artışlarında epidermis hücrelerinin kısa sürede ölmesiyle ortaya çıkan ülser türü lezyon; deride ısı, kimyasal madde ya da elektrik akımı etkisiyle meydana gelen, derin ya da yüzeysel lezyon; yerel ısı yükselmesiyle meyda­na gelen, vücut deri yüzeyinin %20sinden fazlasını etkilediğinde şok, infeksiyon, üremi gibi komplikasyonlarla ölüme neden olabilen lez­yon; 1.derece yanıkta hiperemi, 2.derece yanıkta ödem, vezikül ve bül, 3.derece yanıkta nekroz, 4.derece yanıkta kömürleşmenin görüldüğü tablo

yanık şoku (burn shock) plazma kaybı, ağrı ve yanık bölgesindeki nek­rotik dokulardan çıkan toksik maddelerin neden olduğu, infeksiyon ve böbrek yetmezliğine bağlı kusmaların eklen­mesiyle ağırlaşan; yanık lezyonlarından plazma kaybı sonucunda ortaya çıkan bir tür hipovolemik şok

yatrojen (iatro­genic) iyatrojenik; bir hastalığın tedavisi amacıyla yapılan uygulamalardaki kusurlar; hastanedeki çevresel koşulların neden oluğu istenmeyen tablo. yatrojen infeksiyon (iatro­genic infection) herhangi bir hastalığın tedavisi sırasında meyda­na gelen infeksiyon has­talığı; hastane infeksiyonu (nozokomiyal infeksiyon)

yeniyetme (teenager) 11-19 yaşlardaki gençlik dönemi

Zahorsky anjini (Zahorsky herpangina) ülserli farinjit; fusospiroket stomatitinin farinkse kadar ilerlemesiyle ortaya çıkan klinik tablo