Dişhekimliği ve Tıp Terimleri
abdo-jüve

Arama motorunu kullanabilir ya da aşağıdaki seçeneklerin içerdiği başlıkları ve açıklamaları görebilirsiniz

Kitap Yığını

abdomen (abdomen) karın; batın

abdominal (abdominal) karınla ilgili; batınla ilgili. abdominal herni (abdomi­nal hernia) karın fıtığı. abdominal konküzyon (ab­dominal concussion; concussio abdominalis) su içerisinde oluşan şiddetli patlamaların, suda bulunan kişinin karın bölgesinde oluşturduğu çarpma etki­si; hidrolik konküzyon. abdominal travma (abdom­inal trauma) karın travması; batın travması

ablatio placentae (ablatio placentae) plasentanın uterusa yapıştığı yerden zamansız ayrılması ve düşük tehlikesinin belir­mesi

abortus (abortio; abortion) doğal bir olayın tamamla­namadan sona ermesi; ceninin miadından önceki herhangi bir za­manda rahim boşluğu dışına çıkması olgusu; rahim kasılmaları ve kanaması, doğum kanalında yumuşama ve genişleme, ateş, ceninin dışarı atılmasıyla sonlanan olgu; düşük. kriminal abortus (criminal abortus; abortus crimin­alis; avortement) cinai abortus; hekimler tarafından yasaların belirlediği dönemler dışında ya da yetkisiz kişiler tarafından herhangi bir zaman diliminde, gebeliğin zamanından önce ve zorla sona erdirilmesi; zehirler, kocak­arı ilaçları, hormonlar, mekanik araçlar, kan aldırmak, sülük, sıcak banyo, karın masajı, karın sıkıştırılması, lavaj, peşpeşe koituslar, rahime elektrik akımı verme, kol­lum dilatasyonu, amnion zarının delinmesi, küretaj gibi yöntemlerle, istemli ve bilinçli olarak gebelikten kurtulmak için yapılan yasadışı düşük. abortus imminens (abor­tus imminens) düşük tehdidi;  yaş aldıkça ve daha önce düşük yapmış olan kadınlarda artan abortus riski. abortus incompletus (abor­tus incompletus) tam ol­mayan düşük; düşükte cenin eklerinin, genellikle plasentanın bir bölümü­nün rahimde kalması ve sürekli kanama ile hayatı tehdit etmesi. artifisyel abortus (artificial abortus) istemli düşük, uyarılmış düşük. spontan abortus (spontaneous abortus) genellikle hiç bir neden olmaksızın ve ansızın oluşan, çoğu olguda genetik anomalileri olan ve yaşama yetisi bulunmayan bir fetüsün düşürülmesi

adrenokortikotrop hormon (adrenocorticotropic hormone; ACTH) hipofizden salgılanan ve böbreküstü (adrenal) bezlerinden kortizol salgılanmasını tetikleyen bir hormon; azlığında  Addison hastalığı, kandaki düzeyinin yüksek olduğu koşullarda Cushing sendromu oluşan tablo

aflatoksin (aflatoxin) uygun koşullarda üretilmeyen ve/veya saklanmayan besin maddelerinde Aspergillus flavus ve Aspergillus parasiticum isimli küf mantarlarının oluşturduğu, özellikle karaciğer ve böbrekler üzerinde etkili, bağışıklık sistemini güçsüzleştiren, 14 türü olan mutajen ve genotoksik etkili toksin; çoğunlukla taneli gıda maddelerinde ve bunların ürünlerinde ortaya çıkan, sindirim sistemi hastalıkları ve kanser yaptığı bilinen toksinler grubu

aglütinasyon (agglutination) tortulaşma; yüzey antijenlerine karşı oluşmuş özgün antikorların kimi partikülleri, eritrositleri ve canlı etkenleri birbirlerine yapıştırarak çökelti oluşturmalarına neden olması

agnati-otosefali (otocephaly; agnathia) altçenenin yokluğu ya da aşırı hipoplazisi

AIDS (HIV/AIDS; acquired immuno­deficiency syndrome) hasta ya da portörlerle cinsel ilişki, infekte kan ve ürünlerinin transfüzyonu, hasta ya da portörlerde kul­lanılmış injektörlerin sağlıklı kişide tekrar kul­lanılması vb yollarla bulaşan, HIV adı verilen virüsün neden olduğu, ortalama 2-4 haftalık bir kuluçka devrinden sonra ateş, bitkinlik, eklem ağrıları, bezlerde şişme gibi akut nonspesifik bir sendrom bulgularıyla başlayan, daha sonra normalde hastalık yapmayan canlı etkenlerin oluştur­duğu infeksiyon has­talıkları ve bağışıklık sis­teminin bozulmasıyla or­taya çıkan kanserlerin (Kaposi sarkomu, len­fomalar) eklendiği, hasta­larda güçsüzlük ile aşırı zayıflamanın belirgin­leştiği, kronik aseptik meninjit, periferik nöropati, halüsinas­yonlar, böbrek has­talıkları, kanamalar ve pıhtılaşma bozuklukları ile seyrederek ölümle sonlanan infeksiyon has­talığı. HIV (human immunodeficiency virus) insanlarda bağışıklık sistemini etkileyen, genetik yapısı ve antijen nitelikleri açısından iki alt türü (HIV-1, HIV-2) olan, Retroviridae ailesi üyelerinden bir Lentivirus

akromegali (acromegalia) uzun kemiklerdeki epifiz kıkırdağının kapanmasından önceki dönemlerde adenohipofize özgü hormonların aşırı salgılanmasına neden olan bir eozinofil adenomdan aşırı büyüme hormonu (GH) üretimi sonucu ellerde büyüme, kaş çıkıntılarında belirginleşme, fıçı biçiminde toraks, ses kalınlaşması, dejeneratif artrit, kardiyomegali, kadınlarda siklus düzensizlikleri, kaba yüz yapısı, kalın dudaklar, iri altçene (prognati) ve makroglossi nedeniyle dişler arasında geniş diastemaların oluştuğu erişkinlik dönemi hiperpituitarizm olgusu

akut (acute) ansızın beliren ve kısa sürede etkili olan klinik tablo. akut abdomen (cerrahi ab­domen) akut batın; karın ağrısı, karın derisi gerilmesi ve duyarlılığı ile beliren, başlıca nedenleri yangı, perforasyon, tıkanma, in­farksiyon, organ yırtılması olan, örnekleri arasında akut apandisit, akut kolesistit, ülser de­linmesi, fıtık boğulması, damar tıkanması, dalak yırtılması bulunan tablo. akut abse (acute abscess) makroskopik ve mikros­kopik incelemede sınırları belirgin olmayan taze abse; kısa sürede ye­rel ağrı ve ateşle ortaya çıkan abse. akut yangı (acute inflam­mation) birdenbire or­taya çıkan, etkenin ve doğurduğu zararların or­tadan kalkmasıyla kısa sürede iyileşen ya da olay uzarsa kronikleşen, bulunduğu yerdeki doku­da kırmızılık, şişlik, ısı artışı, ağrı ve fonksiyon bozukluğuna yol açan yangı türü; akut enflamasyon; akut iltihap

akut faz reaktanları (acute phase reactants) akut faz reaktanları; akut faz proteinleri; akut yangılarda serumdaki düzeyleri artan, büyük bölümü karaciğerde üretilen pıhtılaşma proteinleri, CRP (C-reactive protein), SAA (serum amyloid A), kompleman gibi proteinler

akut retroviral sendrom (acute retroviral syndrome) HIV ile infekte olanlarda 2-3 haftalık latent bir dönemden sonra gripal infeksiyonu anımsatan akut bulgularla (ateş, lenfadenopati, deri döküntüleri, myalji ve boğaz ağrısı, nöropatiler, aseptik meninjit, ensefalit) karakterize tablo

Albers-Schönberg hastalığı (Albers-Schönberg disease; osteopetrosis) osteopetrozis; erişkin hastalarda kafa kemiklerinde yoğun skleroz, paranazal sinüslerde hipoplazi, kemik ağrıları, kraniyal sinir sıkışmalarına bağlı bulgular (sağırlık, yüz felci), osteoartritik değişiklikler, kırıklar ve altçene osteomyeliti saptanan tablo

albinizm (albinism)  melanin sentezinin yapılamamsı nedeniyle deride, iriste ve kıllarda melaninin bulunmadığı, deri kanserlerinin sık görüldüğü olgu

aldosteronizm, primer (primary aldosteronism) primer​ aldosteronizm; adrenal bez korteksinde özellikle aldosteronun üretildiği zona glomerulosa tabakasında hiperplazi ya da adenomdan kökenli, hipertansiyonla birlikte poliüri, polidipsi, hipokalemi, alkaloz ve vücutta sodyum birikimi izlenen tablo

alerjik gastroenterit (allergic gastroenteritis; eosinophilic gastroenteritis) tetikleyici nedeni tam olarak anlaşılamayan ancak alerjik rinit, astma, ürtiker gibi alerjik yapılı bireylerde görece sık gelişebilen, sindirim kanalı mukozasının etkilendiği (mide ve duodenumda daha belirgin) ağrılı kasılmalar ve diyare ile karakterize, ender görülen yerel tip I aşırıduyarlılık reaksiyonu kökenli tablo

algor (algor) ölümden son­ra vücudun soğuması ol­gusu; rigor; aşırı üşümek

alopesi (alopecia) saç dökülmesi; kellik

alkali (alkaline) hidroksidler, çimento, etilaminler, dietilaminler, sodyum ve potasyum karbonat, sodyum fosfat, sodyum silikat, kalsiyum oksid, kalsiyum hidroksid gibi vücut proteinleriyle proteinatlar, yağ dokusuyla sabun oluşturan, dokularda geniş jelatinöz nekrozlar yapan, yutulduklarında özofagus-mide yanıkları, mide perforasyonu, özofagus darlığı oluşturan korozif madde ailesi

alveoler yumuşak doku sarkomu (alveolar soft-part sarcoma) baş-boyun bölgesi yerleşimi görece sık olan, ¼’ünün ağızda (özellikle dilde) görüldüğü,  yavaş büyüyen, alveoler yapılar oluşturan sitoplazmaları geniş poligonal hücrelerden oluşan kanser

amelanotik (amelanotic) melanin üretemeyen; renksiz

amnion sıvısı (amniotic fluid; aqua amnii; liquor amnii) amnion kesesini dolduran ve fetüsün içerisinde yüzdüğü sıvı; sular

anevrizmal kemik kisti (aneurysmal bone cyst) uzun kemiklerde ve vertebralarda oluşan, ekspansif büyüyen, radyolojisinde sabun köpüğü izlenimi veren multiloküler litik alanlar saptanan, mikroskopisinde birbirlerinde dev hücreleri içeren fibröz septumlarla ayrılmış eritrositlerle dolu boşlukların bulunduğu yalancı kemik kisti

anoksi (anoxia) oksijen yokluğu. anoksik (anoxic) anoksi yapan; anoksi ile ilgili; anoksi sonucu

antikolinerjik sendrom (anticholinergic syn­drome) atropin, fenotia­zin, antihistaminik, trisiklik antidepresan gibi ilaçların aşırı dozda alınması sonucu oluşan, anksiete, delirium, oryantasyon bozukluğu, halüsinasyonlar, epilep­tik nöbetler, taşikardi, ateş, midriazis, vazodila­tasyon, mide ve mesane boşalmasında gecikme, tükürük/ter/bronş/boğaz salgıları azlığı gibi bulgu­larla karakterize zehirlen­me tablosu

antrakoz (anthracosis) kömür madeni çalışanlarında ve fosil yakıtlarının tüketildiği yörelerde yaşayanlarda kömür tozlarının neden olduğu en sık rastlanılan pnömokonyoz türü

antropometri (anthropom­etry) vücut biçimini, ağırlığını ve bölümlerini an­tropolojik ölçüm yöntemleriyle inceleyen bi­lim dalı

apoptozis (apoptosis) genetik sistemde kodlanmış kendi kendini yok etme (intihar; suicide) programını içeren sistemin aktifleşmesiyle ortaya çıkan hücre ölümü; önceden programlanmış hücre ölümü

ardışık organ yetmezliği (sequential organ failure assessment; SOFA) ardışık organ yetmezliği değerlendirmesi: sepsis olgusunun 2016 yılında yeniden değerlendirilmesi ve kriterlerin düzenlenmesiyle belirlenerek “sistemik yangısal tepki sendromu” kavramının yerini alan izleme protokolü. ardışık organ yetmezliğinde kriterler: (i) solunum sistemi: PaO 2/FiO 2 (arteryel oksijen basıncı/solunan oksijen fraksiyonu); (ii)  kalp-damar sistemi: arteryel kan basıncı ortalaması ve vazopressör ilaç kullanımı; (iii) karaciğer: bilirubin düzeyi; (iv) koagülasyon durumu: trombosit yoğunluğu; (v) sinir sistemi: Glasgow koma skoru; (vi) üriner sistem: serum kreatinin veya üre düzeyi

aspartilglukozaminüri (aspartylglucosaminuria; AGU) zeka geriliğinin ön planda olduğu, yüz derisinde angiofibromlar, sürekli dişlerin erken yitirilmesi, ağız mukozasında fibroepitelyal hiperplazilerin saptandığı lizozomal depo hastalığı

aspergillozis (aspergillosis) aspergilloz; toprakta ve çürüyen bitkilerde yoğun olarak bulunan saprofit bir mantar olan aspergillus’un özellikle HIV/AIDS ve nötropeni hastalarında, diabetlilerde ve iv madde bağımlılarında oluşturduğu, primer lezyon genellikle ağız mukozasında, solunum yollarında veya akciğerde olduğu, ağızda gri renkli ülserler oluşturan, dişeti ve damak lezyonlarının kemik yönünde gelişme gösterebildiği (invazif stomatit), fungemi ile beyin, kemik ve endokard yayılabilen infeksiyon hastalığı

atropin (atropine) zehir­lenmelerinde görme bo­zukluğu, tükürük azal­ması, damarlarda genişleme, ateş, uyaran­lara hassasiyet, ajitasyon ve delirium gibi bulgu­ların belirdiği kimyasal madde

bakır (copper; cyprium; Cu) atom numarası 29 olan, doğada saf ya da bakır tuzları biçiminde bulunan, saf olduğunda iyi bir elektrik ve ısı iletkeni olan, kalayla yaptığı ve bronz adı verilen alaşımı eski çağlardan beri kullanılan, akut zehirlenmelerinde dermatit, midede erozyonlar ve ülser, karaciğerde dejenerasyonların oluştuğu, kronik zehirlenmelerinde akciğerde fibrozis ve kanser, karaciğerde dejeneratif değişiklikler ve siroz oluşan element

berilyoz (berylliosis) beryllium üretimi ve işlenmesi ile ilgili işkollarında (floresan ampul, elektronik, uzay ve nükleer endüstrisi) tozlarının solunmasıyla beliren, yoğun solumalarda kimyasal pnömoniye, kronik solumalarda aşırıduyarlılık kökenli granülomlu yangı tablosu oluşturabilen meslek hastalığı

Berkow kuralı (Berkow’s rule) yanık alanı yüzeyinin, tüm vücut yüzeyine oranını saptamak için uygulanan kural. Vücut yüzeyi oranı:baş-boyun %6; göğüs-karın %38; kollar %%28; bacaklar %38

beyin korteksi (cortex ce­rebri; cerebral cortex; substantia corticalis cere­bri) beyin yarım kürelerini saran 4-5 mm kalınlığında, oluklar (sulkus) ve çıkıntılar (girus) nedeniyle engebeli bir görünümü olan, nöronların ve ileti sistemlerinin yoğun olarak yerleştiği grimsi renkli madde; beyin kabuğu; beynin en üst tabakası; beyin gri maddesi; gri cevher

bifosfonat (bisphosphonate) bisfosfonat; kemik yıkımının yoğun olduğu kanserlerde ve postmenopozal osteoporoz tedavisinde uygulanan, önemli bir yan etki olarak çene kemiklerinde nekrozların görülebildildiği drog

bilirubin (bilirubin) hematojen kökenli olmasına karşın demir içermeyen, büyük bölümü parçalanan eritrositlerden kökenli sarı-kahverengi endojen pigment

bilgisayarlı tomografi (computed tomography; CT) tomografi; BT; hastanın çevresinde dönen bir radyasyon sisteminin ürettiği x-ışınlarının dokulardan geçişinin uygun dedektörlerce algılanıp bilgisayar yardımıyla görüntüye dönüştürüldüğü inceleme tekniği

bitkisel yaşam (vegetative life) beyin fonksiyon­larının yitirildiği, solu­num ve dolaşım sisteminin dış destekle görev yaptığı, tam bilinçsizliğin bulunduğu klinik yaşam türü

bizmut (bismuth; Bi) atom numarası 83 olan, bizmut içeren ilaçları uzun süre kullananlarda deride gri-grimsi mavi bir renk yansıması oluşturan (bismuthia), derinin yanı sıra ağız mukozasında ve konjunktivalarda da birikebilen, ağız mukozasında, dişetlerinin kenarında koyu gri renkte bizmut sülfit çizgileri oluşturabilen, yoğun bizmut birikmesi stomatitlere neden olabilen element

bronz diabet (bronze diabetes) herediter hemakromatozda , pankreastaki hemosiderin birikmesi ve buna bağlı fibrozis sonucunda beliren tip 2 diabet olgusuyla birlikte derideki melanin artışına bağlı bronz ten olgusu

büyüme hormonu yetmezliği sendromu (growth hormone insufficiency syndrome) GH yetmezliği sendromu; çocuklarda sistemik gelişme geriliği ve cücelik bulgularıyla beliren sendromu

café-au-lait (café-au-lait)  nörofibromatozis, McCune-Albright sendromu ve çok sayıda genetik sendromda deride görülen sütlü kahverengi iri lekeler 

Carney kompleksi (Carney complex) endokrin bezlerde hiperfonksiyon, kalp ve deri miksomaları, deride melanin pigmenti lekeleri (lentiginozis) bulgularını içeren, otosomal dominant geçen bir sendrom

caspase (caspase) kaspaze; proteinlerin "cysteine" ve "aspartate" kesimlerinde aktif olan, birbirlerini zincirleme aktive ederek hücre proteinlerini parçalayan, apoptozise özgü intrasitoplazmik enzimler

Castleman hastalığı (Castleman disease) angiofoliküler hiperplazi, lenfoid hamartoma; lenf düğümlerini etkileyen, lenfoid dokunun masif büyümesi ile kendini gösteren, fokal ya da yaygın, en sık mediasten lenf düğümlerinde saptanan, etyolojisinde Kaposi sarkomu herpes virüsü (HHV8) üzerinde durulan bir lenfoid hiperplazi türü​ 

Chvostek testi (Chvostek test) N.facialis'e altçene köşesi-masseter kası-parotis bezi kesişme alanına parmakla bası yapıldığında (pozitif olgularda) üst dudakta seğirme tepkisinin olması. Pozitif patolojiler (örnekler): Bell's palsy, hipokalsemi

Colles kırığı (Colles’ frac­ture) genellikle düşmeler sırasında çarpmanın gücünü azaltmak amacıyla refleks olarak açık olan elin yere çarpması anında radius alt ucunun kırılması ve alt parçanın arkaya deplasmanıyla karakterize bilek kırığı

condyloma acuminatum (condyloma acuminatum) human papilloma virus (HPV6 ve HPV11) infeksiyonlarında görülebilen, ağız mukozası, genital bölge ve perianal dokularda oluşan, saplı ya da geniş tabanlı, papillomaları anımsatan ekzofitik oluşum

condyloma latum (condyloma latum; condylomata lata) condylomata lata; sifilisin 2. döneminde genellikle genital ve perianal bölgede ortaya çıkan, mikroskopisinde perivasküler plazma hücresi topluluklarının saptandığı, yoğun şekilde Treponema pallidum içeren, genellikle grimsi-pembe-kahverengi papül(ler); ağız mukozasında oluşan, görece yumuşak kıvamlı, 2-3 cm çapında ovoid papül(ler)

Crigler-Najjar sendromu (Crigler-Najjar sendromu) konjugasyon mekanizmasının bozuk olduğu ve güçlü olgularda renksiz safra saptanan kalıtsal olgu 

Crohn hastalığı (Crohn’s disease; terminal ileitis) ince bağırsağın son bölümünde (ileum) ve çekum başlangıcında görülen, eklem (el parmakları, sakrum), deri (erythema nodosum) ve ağız bulguları (yanaklarda ve dişetlerinde granülomlu yangı) olabilen, perioral eritem, angular cheilitis ve bazen aftöz ülserler ile dudaklarda çatlaklar ve yüz derisinde ülserlerin oluşabildiği, çevrelerinde lenfositlerin bulunduğu, nekroz içermeyen epiteloid hücre granülomlarının saptandığı kronik granülomlu hastalık

curling ülseri (Curling's ulcer) stres ülseri; yoğun fiziksel stres ya da duygusal streslerde ile ağır yanık olgularında mide ve duodenum mukozasında saptanan tek ya da çok sayıda ve kanayan yüzeysel ülser

cutdown (cutdown) damar yolu; kan alınması ya da sıvı veril­mesi için, bir venin üzerindeki deriye küçük bir insizyon yaparak, vene bir kanül ya da enjektör iğnesi yerleştirilmesi operasyo­nu

çıkık (luxation) eklem kapsülünün mekanik bir etkiyle yırtılması ve eklem bütünlüğünün bozulması

çift kırık (double fracture) bir kemiğin iki değişik yerinde görülen kırık; segmental fraktür

çil (freckle) derideki küçük, kahverengimsi-sarı lekeler

çoklu organ yetmezliği sendromu (multiple organ dysfunction syndrome) uzayan şok olgularında kompanzasyon mekanizması çöker, düşük kan basıncı ve perfüzyonun bozulması nedeniyle dokularda etkin bir hipoksi yerleşir, damarlar genişler (vazodilatasyon), kan hacmi daha da azalır, hipotansiyon güçlenir, laktik asidozun artması önlenemez, hipoglisemi belirginleşir, hipoksi nedeniyle myokard iskemisi başlar ve kalp yetmezliği tetiklenir, şok akciğeri, akut böbrek yetmezliği (şok böbreği), sindirim kanalında kanamalar işe karaciğerde yağlanma ve santral nekrozlar oluşur

çökme kırığı (depression fracture; depressed frac­ture) kafatası kubbesine gelen çekiç/keser/taş/sopa vb cisimlerin oluşturduğu, bu aracın şekline uyan özellikler taşıyan kemik çökmesiyle karakterize kırık

dağılma kırığı (comminut­ed fracture) kırık bölge­sinde çok sayıda küçük kemik parçalarının oluştuğu fraktür

defekt (defect) herhangi bir yetmezlik, eksiklik ya da tam yokluk. defektif (defective) defekt­li; özürlü; tamamlanmamış; psikiyatride kişideki fiziksel, mental ve moral eksiklik/yetersizlik

defisit (deficit) eksiklik; bozulma

deformasyon (deformation) bebekte prenatal (doğum öncesi) çevresel patolojilerin etkisiyle, erişkinlerde çeşitli patolojilerin sekeli olarak ortaya çıkan, edinsel biçim ve işlev bozukluğu

dehidratasyon (dehydratation, de­hydration) dehidras­yon; sürekli ve ağır diyare, aşırı kusmalar, aşırı terleme, geniş yara ve yanıklar, adrenal bez (sürrenal) yet­mezliği gibi durumlarda oluşan aşırı sıvı kaybı tablosu

dekompozisyon (decom­position) karmaşık yapıdaki bileşiklerin ele­manlarına parçalanması; cesette dokuların parçalanması; otoliz

dekompresyon hastalığı (decompression sick­ness; nitrogen embolism) vurgun; caisson hastalığı; azot gazı embolizmi; derin su dalgıçların su yüzeyine hızla çıkmaları, basınç düzenleme sistemi bulunmayan uçakların ani yükselmeleri, dağcıların yüksek dağların zirvelerine hızla çıkmaları sonrasında kanda ve dokularda eri­miş halde bulunan azo­tun gaz haline dönüşmesiyle beliren, santral ve periferik sinir sistemi elemanlarında ka­nama ile nekrozların ned­en olduğu felçler, akciğerlerde kanama ve ödem, uzun kemiklerin uçlarında nekrozlar ile yağ embolizminin de ek­lendiği tablo. dalgıç zararları (diving haz­ards) sualtı sporları ya­panlarda ve dalgıçlarda görülen, gaz embolizmi, karbon dioksid etkisi, de­kompresyon hastalığı, hipotermi, dış ve orta ku­lak yangısı gibi bulgular

dermoid kist (dermoid cyst) kafatasında, sırtta, ovaryumlarda, çene-yüz bölgesinde boyunda ve ağız tabanında oluşan, epitelinde keratinleşme ve kıl oluşumu, çeperinde deri adnekslerinin bulunabildiği embriyonal artıklardan kökenli kist

destrüksiyon (destruction) yıpratma; yıkma; dağıtma. destrüktif (destructive) yıpratıcı; yıkıcı; parçalayıcı

dezartikülasyon (disarticu­lation) ekstremitelerin eklemlerinden ayrılarak kesilmesi şeklinde uygu­lanan cerrahi tekniği

dış gebelik (ectopic pregnancy) ceninin uterus dışında bir bölgede yerleştiği gebelik. tubal gebelik (tubal pregnancy) ceninin rahim dışında, tüplerden birinde yerleştiği dış gebelik türü. abdominal gebelik (abdom­inal pregnancy) ceninin rahim dışında ve karın boşluğu içerisinde olduğu dış gebelik türü

diabetes insipidus (diabetes insipidus) şekersiz diyabet; hipofiz infarktı, empty sella sendromu, meninjit, ensefalit, kafa travması, kronik lityum kullanımı, renal medüller patolojiler gibi nedenlerle ortaya çıkan, poliüri, polidipsi, sıvı kaybı (dehidrasyon) ve idrar konsantrasyonu bozukluğu bulgularını içeren tablo

diabetik (diabetic) diabetli; diyabetli; diyabetik; şeker hastası; şeker hastalığının neden olduğu

dilatasyon (dilatation; dil­atatio) boru ya da kese biçimindeki bir organın normal limitlerin üzerinde genişleme göstermesi; gevşeme

disgenetik polikistik hastalık, tükürük bezleri (dysgenetic polycystic disease) tükürük bezlerinin polikistik hastalığı; parotisin unilateral ya da bilateral büyümesiyle ve yemek sırasında tükürük bez(ler)inin şişmesiyle karakterize, sialografide, etkilenen alanlarda lobuluslarda büzüşme (sialoektazi) saptanan, mikroskopisinde tükürük bezinde bal peteği izlenimi veren çok sayıda kistik yapının izlendiği doğumsal hastalık

dislokasyon kırığı (dislo­cation fracture) bir ek­leme komşu alanda mey­dana gelen ve eklemin bozulmasına neden olan kırık

displazi (dysplasia) iki anlamlıdır: (1) bir dokunun/organın doğumsal biçim ve/veya yapı bozukluğu;  (2) bir dokuda kanser öncüsü olabilen anormal hücrelerin varlığı.

displastik (dysplastic) iki anlamlıdır: (1) doğumsal biçim ve/veya yapı bozukluğu içeren doku/organ; (2) kanser öncüsü olabilen anormal hücre/hücreler ya da doku

doku uyum antijenleri (human leucocyte antigen; HLA) insan lökosit antijeni; transplantasyon antijeni; genetik yapıları farklı olan iki birey arasındaki transplantasyonda ret mekanizmasını belirleyen MHC kompleksi

donma (frostnip) vücut ısısının yerel ya da genel olarak azalması son­rasında ortaya çıkan ta­blo; yerel hafıf donmada renk solukluğu ve uyuşukluk, orta derecede yerel donmada ödem, ve­zikül ve bül oluşumu, ağır yerel donmada gan­grene kadar gidebilen nekrozlar, sinir dokusu etkilenmeleri ile damar lezyonlarının oluştuğu tablo; genel donmada akciğer ödemi ve sağ kalp dilatasyonu bulguların saptandığı tablo

döğme (tattoo) suda erimeyen metalik ve bitkisel boyaların deri altı dokularına implantasyonuyla gerçekleştirilen süsleme (kullanılan boya maddeleri toksik ya da immunolojik tepkilere ve infeksiyon hastalıklarının bulaşmasına yol açabilmektedir)

Dubin-Johnson sendromu (Dubin-Johnson syndrome) aralıklı ve hafif kronik konjuge hiperbilirubinemiyle beliren, koyu renkli idrar ve karaciğerin kapkara bir renk yansıttığı, İran Yahudileri ile Japonlar arasındaki evliliklerden doğan çocuklarda görece sık saptanan kalıtsal hepatosellüler ikter 

eklampsi (eclampsia) gebeliğin 20. haftası ile doğumdan sonraki ilk hafta arasındaki dönem içerisinde görülen, hiper­tansiyon, ödem, pro­teinüri, konvülsiyonlar ve koma ile karakterize tablo

el-ayak-ağız hastalığı (hand-foot-mouth disease) çocuklarda sık görülen, coxsackie grubu virüslerin neden olduğu, ilk lezyonlar ağız mukozasında (damak, dil ve yanak) kısa sürede patlayan veziküllerle başladığı, el ve ayak derisindeki makülopapüler döküntülerin üzerlerinde yara kabuğu oluşan veziküllere dönüşmesiyle karakterize infeksiyon hastalığı

embriyo (embryo) döllenmeden sonraki 9. hafta ile 40. hafta (doğuma kadar olan süre) arasındaki bebek. fetüs (fetus) döllenmeden sonraki 8. hafta ile doğuma kadar olan süre arasındaki bebek. fetal (fetal) fetüsle ilgili; fetüse ait. fetüs yaşı (age of fetus) düşük materyali olarak elde edilen fetüs ile gebe ölümlerinde ve gebelikler ultrasound ile saptanan fetüsün kaç aylık olduğunun anlaşılması için yapılan ölçüm: 30-35 mm (2-3 g) 1.5-2. ay; 30-40 mm (20-40 g) 2-3. ay; 8-10 cm (40-70 g) 3-4. ay; 10-15 cm (100-150 g) 4-5. ay; 20-25 cm (200-250 g) 5-6. ay; 30-35 cm (500-800 g) 6-7. ay; 35-40 cm(1000-1500 g) 7. ay; 40-45 cm (1500-2500 g) 8-9. ay; 40-45cm (3000-3500g) miadında

endotoksin (endotoxin) büyük miktarları hemo­rajik şok ve güçlü diyare yapan, az miktarlarda ateş, vücut direncinde azalma, kan tablosunda bozukluklar oluşturan, gram negatif bakterilerin dış membranlarından kökenli ısıya dayanıklı toksin

entlaz (enthlasis) kemik parçalarının birbirinden ayrılmadığı kafatası çökme kırığı

entomoloji (entomology) böcekleri ve evrimlerini inceleyen bilim dalı

entübasyon (intubation) intubasyon; mide ve akciğer gibi dış ortama boru biçiminde bir kanalla açılan organlara, bu kanaldan tüp sokularak ulaşma işlemi. entübe (intubated) entübasyon uygulanmış hasta

enükleasyon (enucleation) doku derinliklerindeki kistik ya da solid oluşumların kapsülü ile birlikte çıkarılması; göz küresinin orbitadan çıkarılması

eritropoietin (erythropoietin; EPO) böbreklerde üretilen, kemik iliğindeki eritrosit üretimini kamçılayan bir glikoprotein

eozinofil adenom (eosinophilic adenoma) hipofizin ön lobunda oluşan, aşırı  büyüme hormonu üretimiyle gigantizm ve akromegali, prolaktin üretimiyle kısırlık ve obezite nedeni olan adenom

eozinofil katyonik proteini (eosinophil cationic protein; ECP) eozinofillerin sitoplazma granüllerinde bulunan, çok çeşitli patojenle savaşımda sitotoksik etkisi olan, bronşlardaki mast hücrelerinden histamin deşarjına ve bronş epiteli üzerinde olumsuz etkilere neden olan katyonik bir protein

eozinofil polimorf sitoplazma granülleri (cytoplasmic crystalloid granules) eozinofil polimorfların sitoplazmalarında bulunan, bir bölümü parazit hastalıklarında ve alerjide hücre dışına salgılanan, EAR (eosinophil-associated RNase), ECP (eosinophil cationic protein), EPO (eosinophil peroxidase), MBP (major basic protein) bir bölümü katyonik nitelikli proteinler

epikriz (epicrisis) bir has­talığın sonlanmasını izle­yen dönemde, bu has­talıkla ilgili olarak yapılan girişimleri irdeleme ve/veya bulguların analizi

erken puberte (puberta praecox; precocious pu­berty) ergenlik çağının kızlarda 8, erkeklerde 10 yaşından önce başlamasıyla karakterize tablo

erythema multiforme (erythema multiforme) sülfonamid, sülfonilüre, barbitüratlar, allopurinol, karmabazepin, östrojen, tetrasiklin, rifampisin, verapamil, fenitoin, iyodlu ağız çalkalama sıvıları, klindamisin, vb ilaçlar ile herpesvirüs, mycoplasma, M.tuberculosis gibi canlı etkenlerin neden olduğu, kanser, aşı uygulamaları, radyoterapi ve otoimmun hastalıklar sürecinde görülebilen, bir bölümünün nedeni anlaşılamayan, deride ve mukozalarda ağrılı olabilen sistemik döküntüler ve lenfadenopati-lerle karakterize klinik tablo

eskar (scar tissue) nedbe; sikatris; skar

esmer atrofi (brown atrophy) ileri yaşlardaki atrofilerde (çoğu kez myokardda) hücre sitoplazmalarında beliren sarı-kahverengi lipofuscin granülleri nedeniyle küçülen organlardaki kahverengi görünüm

farengeal ark (pharyngeal arch; branchial arch) brankiyal ark; brankiyal yarık; embriyonun 4. haftasında nöral krest hücrelerinin bölgeye göçüyle birlikte birlikte beyin taslağının hemen altına beliren, baş-boyun organlarının geliştiği, 5 adet çıkıntı ve çöküntü alanından oluşan yapı

fasiyal rekonstrüksiyon (facial reconstruction) ileri derecede çürümüş ya da iskeletleşmiş olan cesetlerin kimliklerinin belirlenebilmesi için kafatası ve yüz yumuşak dokularının yeniden oluşturulması işlemi

ferruginöz cisimcikler (ferruginous bodies) asbest cisimcikleri; ortaları yarı-saydam sarımsı-kahverengi çubuklar biçiminde görülen, çoğunun çevresini yabancı cisim dev hücrelerinin kuşattığı mikroskobik yapılar

flüktüasyon (fluctation) sıvı dolu bir boşluk içeren bir oluşumdaki/organdaki sıvının ver­diği çalkalanma hissi

fokal hiperkeratoz (focal hyperkeratosis) kronik iritasyonların neden olduğu, dil kenarları, dudak ve yanak mukozası ile edante hastalardaki alveol kretlerinde görece sık görülen yüzeysel keratinleşme alanı

formalin (formalin) saf formalinin suda hazırlanmış %10’ luk (9 ölçü su, 1 ölçü saf for­malin) çözeltisi; doku ve organların saklanması-nakli için ideal fiksa­tif

frontal lob (frontal lobe) beynin frontal (ön) bölümü.

gastroenterit (gastroenteri­tis) mide ve bağırsak mu­kozasında besin zehirlen­mesi, bakteri içeren mad­delerin yutulması, bazı kimyasal maddeler, stres ve korku gibi psikolojik faktörlerin etkisiyle mey­dana gelen yangı

gebelik kolestazı (cholestasis of pregnancy) gebeliğin son trimesterinde kaşıntı ve ikter tablosuyla beliren, doğumla birlikte kaybolan, anne için çok önemli etkileri olmasa da prematüre ya da ölü doğum riskinin yükselmesi ile doğum sırasında bebekte intrakraniyal kanama sıklığı artması gibi risklerin belirdiği sarılık olgusu

gebelik maskesi (cholasma) gebelerin yüzünde doğumdan sonra kaybolan çiller

gelişme geriliği (growth re­tardation) çocuklarda hipofiz yetmezliği, be­slenme bozukluğu, hipotiroidizm, çeşitli sendromlar, kronik infeksiyon hastalıkları, iskelet sisteminin hastalıkları, kro­nik böbrek yetmezliği, konjenital kalp hastalıkları, zeka geriliği gibi bileşenleri olabilen boy kısalığı ile karakterize tablo

gerilme senkopu (stretch­ing syncope) kolların yukarı doğru uzatılarak gerilmesi sırasında mey­dana gelen bayılma

Gilbert sendromu (Gilbert’s syndrome) hafif bir konjuge olmamış hiperbilirubinemi dışında patolojinin rastlanmadığı, çoğu rastlantı olarak belirlenen kalıtsal hepatosellüler ikter türü 

girişimsel radyoloji (interventional radiology) girişimsel radyoloji; hedef dokuya uygun görüntüleme tekniğinin (US; BT) yardımıyla ulaşılırak özel iğnelerle örnek alınan biyopsi tekniği

glikojen birikmesi (glycogen storage) aşırı enerji gereksinmesi olan hücrelerin tümünde gerektiği kadar glikojen depolama yetisi vardır; aşırı glikojen birikmeleri glikojen depo hastalıkları (glycogenosis) ve glukoz metabolizması bozuklukları (diabetes mellitus) olgularında saptanır

glikojen depo hastalığı (glycogen storage disease; glycogenoses) hücrelerin sitoplazmasına (intrasellüler) glikojen birikmelerinin görüldüğü hastalık grubu. glikojen depo hastalığı - Andersen tipi (Andersen glycogen storage disease) kalp, sinir sistemi, karaciğer ve kalp kası hücrelerinde intrasellüler glikojen birikmelerinin görüldüğü hastalığı. glikojen depo hastalığı - Forbes-Cori tipi (Forbes-Cori glycogen storage disease) karaciğer ve iskelet kası hücrelerinde intrasellüler glikojen birikmelerinin görüldüğü hastalık. glikojen depo hastalığı - Hers tipi (Hers glycogen storage disease) karaciğer hücrelerine  intrasellüler glikojen birikmelerinin görüldüğü hastalık. glikojen depo hastalığı - McArdle tipi (McArdle glycogen storage disease; Tauri glycogen storage disease) iskelet kası hücrelerinde intrasellüler glikojen birikmelerinin görüldüğü hastalık. glikojen depo hastalığı - Pompe tipi (pompe glycogen storage disease) iskelet kası hücrelerinde intrasellüler glikojen birikmelerinin görüldüğü hastalık. glikojen depo hastalığı - von Gierke tipi (von Gierke glycogen storage disease; hepatorenal glycogenosis) karaciğer ve böbrek hücrelerinde intrasellüler glikojen birikmelerinin görüldüğü hastalık

gluten enteropatisi (gluten-sensitive enteropathy; celiac sprue) tahıllarda bulunan büyük moleküllü bir peptid olan glutene duyarlı kişilerin ince bağırsaklarında villus atrofisine yol açan, besinlerin emilimindeki yetersizlik (malabsorpsiyon) nedeniyle hipovitaminoz, anemi, osteoporoz, yineleyen aftöz stomatit ve non-Hodgkin lenfoma gibi sonuçlara yol açabilen klinik tablo

gom​ (gumma) sifilisin son evresinde karaciğerde, kemiklerde ve başkaca yumuşak dokularda görülebiln koagülasyon nekrozu

graft-versus-host reaksiyonu (graft-versus-host reaction; GVHD) graft-versus-host hastalığı; transplantasyonlarda ve kemik iliği nakli yapılan olgularda, vericinin dokusundaki aktif T-lenfositlerin alıcının antilenlerini algılayarak çoğalmasıyla birlikte algılaması ve ret etmesine dek uzanan yıkım süreci; vericiden gelen T-lenfositlerin alıcının dokularına tepki göstermesi. host-versus-graft reaksiyonu (host-versus-graft reaction; HVGD) host-versus-graft hastalığı; transplantasyonlarda ve kemik iliği nakli yapılan olgularda, alıcının bağışıklık sisteminin transplantasyon dokusundaki antilenleri MHC aracılığıyla algılaması ve ret etmesine dek uzanan tepkiler süreci; alıcının immun sisteminin transplantasyonu yapılan allogrefti ret etmesi

Gregg sendromu (Gregg syndrome) konjenital rubella sendromu; daha önce kızamıkçık infeksiyonu geçirmemiş olan kadınlarda gebeliğin ilk 20 haftasındaki infeksiyonun fetüsü etkilemesiyle neden olduğu katarakt, körlük, sağırlık, kalp defektleri, RES sorunları ve trombositopeni, hepatosplenomegali, zeka ve kemik yaşı geriliği gibi konjenital malformasyonları içerebilen sendrom

hematik kist (hematic cyst) travma sonrası oluşan, rezorbe olamayan kanama;  çene ekleminde  oluşan ve rezorbe olamadığı için kan gölcüğü olarak kalan kanama alanı

hematin (hematin) hemoglobulin kökenli, plasmodium, rhodnius  ve schistosoma gibi yoğun eritrosit yıkımına neden olan parazit infeksiyonlarında açığa çıkan ve söz konusu parazitler için toksik etkili “serbest heme” maddesinin bu parazitlerce suda erimeyen kristallere dönüştürülmesiyle oluşan hematojen pigment 

hematojen pigmentler (hematogenous pigments hemosiderin, bilirubin, hematin, hemozoin gibi hemoglobin kökenli endojen pigmentler

hematomyeli (hematomye­lia; hematorrhachis) omuriliğin gri maddesi içerisinde meydana ge­len, ani felç ve duyu ku­suru yapan, genellikle travma sonrası oluşan kanama

hematüri (hematuria) kanlı idrar; idrarda eritrosit bulunması

hemoraji (hemorrhage) kanama. hemorajik (hemorrhagic) kanamalı; kanama kökenli

hemosiderozis (hemosiderosis) vücutta yerel ya da sistemik demir düzeyinin yükselmesiyle ortaya çıkan hemosiderin pigmentinin dokulara birikmesi olgusu. hemosiderozis_sistemik (systemic hemosiderosis) sistemik hemosiderozis; vücuttaki total demir düzeyinin yükselmesi sonucunda dokuların büyük bölümüne (deri, pankreas, kalp, karaciğer, böbrekler, endokrin sistem) hemosiderin birikmesiyle karakterize, herediter hemokromatozis ve sekonder hemosiderozis olarak 2 türü olan tablo. hemosiderozis_yerel (local hemosiderosis) yerel hemosiderozis; yerel kanama (ekimoz), kırmızı infarkt ve konjesyonda görülen yerel hemosiderin birikmesi. sekonder hemosiderozis (secondary hemosiderosis) sekonder hemosideroz; hemolitik anemi, hemoliz yapan toksinler, parenteral demir yüklenmesi (kan transfüzyonu, parenteral demir preparatları), kronik alkolizm (özellikle demirden zengin alkollü içecekler), kronik karaciğer hastalıkları, Porphyria cutanea tarda, atransferrinemia gibi bir hastalığın komplikasyonu olarak ya da demir ve C vitamini içeren preparatların aşırı tüketilmesi nedeniyle görülebilen sistemik hemosiderozis. herediter hemokromatozis (hereditary hemochromatosis) kalıtsal sistemik hemosiderozis; primer hemosiderozis; demirin duodenumdan çok fazla emilimi ve çeşitli dokulara birikmesi sonucu ortaya çıkan orta ve ileri yaş erkeklerde, dokulara hemosiderin birikmesiyle ve melanin hiperpigmentasyonu ile karakterize, karaciğerde pigment sirozu ile pankreastaki fibrozis sonucu diabet oluşmasına neden olan tablo

hemozoin (hemozoin) hemoglobin

hepatit (hepatitis) karaciğer yangısı

heredite (heredity) kalıtım. herediter (hereditary) kalıtsal; kalıtımsal; ailesel

hidrokarbon (hydrocarbone) gazyağı, benzin, benzen, toluen, ksilen, mazot, kerosen, madensel yağlar, terbentin, vb petrol ürünleri; çevre ve işyeri kirliliğine neden olduklarında kalpte myokard nekrozu, hipertrofik kardiyomyopati, kimyasal yanıklar, kontakt dermatit, ekzema, gastrit ve mide erozyonları, karaciğerde hepatosellüler nekroz, böbreklerde akut tubuler nekroz gibi zararlı etkileri olan kimyasallar

hidroksil radikalleri (hydroxyl radicals; •OH) hidrojen peroksidin indirgenmesiyle oluşan, makrofajlar ve glial hücrelerin ürettiği, virüslerin ve bakterilerin parçalanmasında oldukça aktif olan bir serbest radikal

hiperbilirubinemi (hyperbilirubinemia) kandaki bilirubin düzeyinin 2.5 mg’ın üzerine çıkması (normalde periferik kanın 100 ml’sinde 1 mg kadar bilirubin bulunur)

hiperglisemi (hyperglyce­mia) kan şekeri düzeyinin yüksek olması

hiperkeratoz (hyperkeratosis) deri, ağız mukozası, vd örten skuamöz epitelde aşırı keratin üretimine bağlı kalınlaşma

hiperkortizolizm (hypercortisolism) Cushing sendromu; kandaki kortizol düzeyinin yüksek olması

hiperlipidemi (hyperlipidemia) alkolizm, kötü beslenme, diabet, vd nedenlerle kandaki kan yağları (özellikle trigliseridler) düzeyinin yüksek olması

hiperossifikasyon (hyperostosis; osteoma) hiperostozis; osteoma; tümü çene-yüz kemiklerinde saptanan, santral ve periferik tipleri olan, tümör ya da hiperplazi oldukları tartışılan, altçene oluşumlarının angulus mandibulae’nin lingual tarafında, üstçene oluşumlarının  paranazal sinüslerde yerleştiği, radyolojik incelemede sınırları seçilebilen güçlü kemik yoğunlaşması alanları

hiperparatiroidizm (hyperparathyroidism) kandaki parathormon (PTH) düzeyinde yükselmeye neden olan paratiroid adenomları (%80) ve hiperplazileri, MEN1 ve MEN2 sendromları, kronik böbrek hastalıklarında yaygın osteoporoz ile ortaya çıkan, hiperkalsüri, metastatik kalsifikasyonlar (akciğer, böbrek, mide), dişhekimliği radyolojisinde lamina dura silinmesi, osteoporotik kemik dokusu içinde uniloküler ya da multiloküler litik lezyonlar (esmer tümör; osteitis fibrosa cystica, von Recklinghausen hastalığı), patolojik kırıklar gibi bulguların saptandığı tablo

hiperpigmentasyon (hyperpigmentation) melanin pigmenti artması; güneş ışınlarının (ultraviole) etkisi, östrojen hormon etkisi (gebelik, kanser tedavisinde fazlaca östrojen kullanılması, karaciğer hastalıklarında östrojen inaktivasyonunun azalması) Addison hastalığı, melanositik tümörler (nevus pigmentosus, malign melanoma), Peutz-Jeghers sendromu, nörofibromatozis,  McCune-Albright sendromu), hemokromatozis, kronik kaşıntılı deri hastalıkları, deri patolojileri (kronik kaşıntılı deri hastalıkları, kronik iritasyon alanları, bazal hücreli tümörler, seboreik keratozlar, dermatofibromlar) gibi nedenlere bağlı olarak derideki melanin üretiminin (melanogenezis) artmasıyla birlikte görülen yerel ya da genel koyulaşma 

hipertiroidizm (hyperthyroidism) tiroid tümörleri ve hiperplazileri ile tiroid yangıları,  Graves hastalığı, hipofiz adenomundan kökenli aşırı hTSH üretimi, koryokarsinom ya da mol hidatiform gibi tümörlerden üretilen  peptidlerin neden olduğu, çene kemiklerinde osteoporoz ve hipertiroidili çocuklarda dişlerin erken sürmesi ve erken dökülmesi, erişkinlerde osteoporozun da gelişebildiği, aşırı beslenmeye karşın kilo kaybı, aritmiler, taşikardi, sinirlilik, ellerde titreme, uykusuzluk, saçlarda incelme ve kırılmalar, vd bulguları içeren, tiroid bezi hormonlarının aşırı salgılandığı tablo

hipofonksiyon (hypofunc­tion) işlevsel yetersizlik; fonksiyon azalması

hipofosfatazya (hypophosphatasia) alkalin fosfataze eksikliği nedeniyle dişleri ve kemikleri etkileyen, otosomal resessif geçiş gösteren, mine, dentin ve sement hipoplazisi, kısa diş kökleri, uzun kemiklerde kalsifikasyon defektlerine bağlı bulgular ve raşitizme benzer deformasyonlar içeren tablo

hipogonadizm (hypogon­adism) cinsel gelişme geriliği; üreme sistemi yetersizliği

hipoksidoz (hypoxidosis) hücre fonksiyonlarında oksijen yetersizliği sonu­cu oluşan azalma; oksi­jen eksikliğine bağlı ola­rak ortaya çıkan klinik ve morfolojik tablo. hipoksemik hipoksidoz (hypoxemic hypoxidosis) karbon monoksid zehir­lenmesi vb olaylarda olduğu gibi kandaki he­moglobinin bağlanması sonucu ortaya çıkan ok­sijen azlığı. hipoksik hipoksidoz (hy­poxic hypoxidosis) solu­num havasındaki oksijen yetersizliği sonucu ortaya çıkan hipoksidoz

hipoparatiroidizm (hypoparathyroidism) otoimmun kökenli paratiroid yıkımı, paratiroidlerin gelişemediği Di Georgi sendromu, endokrin-candidiasis sendromu (APACED sendromu) ve tiroid operasyonları sırasında paratiroidlerin çıkarılması gibi nedenlerle ortaya çıkan, hipokalseminin neden olduğu nöromüsküler ileti kusurları, serebrospinal sıvı artışı, katarakt ve psikiyatrik bozuklukların saptandığı çocukluk çağında ve odontogenezis döneminde beliren hipoparatiroidizm olgularında mine hipoplazileri ve diş sürmelerinde gecikmelerle inatçı Candidiasis infeksiyonunun görülebildiği, Chvostek testinin pozitif olduğu parathormon yetersizliği tablosu

hipopigmentasyon (hypopigmentation) melanin azalması; MSH (melanin stimulan hormon) ve ACTH yetersizliği, kortizon tedavisi, hipopituitarizm, erkeklerde kastrasyon, albinizm, vitiligo gibi nedenlere bağlı olarak derideki melanin üretiminin (melanogenezis) azalmasıyla birlikte görülen yerel ya da genel solukluk 

hipopituitarizm (hypopituitarism)  hipopitüitarizm; yangısal (inflamatuvar) hastalıklar, tümörler, hipotalamus-hipofiz aksı etkileyen travmalar ya da  irradyasyon etkisiyle adenohipofize özgü hormonların yetersizliği/yokluğu nedeniyle ortaya çıkan, konjenital olgularda cücelik bulgusunun baskın olduğu tablo

hiposalivasyon (hyposalivation) tükürük salgısında azalma; ağız kuruluğu. akut hiposalivasyon (acute hyposalivation) stresler (korku, heyecan), sıkıntı, depresyon, vb durumlar, şok, antikolinerjik (atropin, antimuscarin etkisi olanlar, trisiklik antidepresanlar, serotonin inhibitörleri, antihistaminikler, antiemetikler, antipsikotikler) ve simpatomimetik (dekonjestanlar, bronkodilatörler, amfetamin) gibi ilaçların neden olduğu, etken ortadan kalktığında tükürük salgılanmasının normale döndüğü,  uzun süre ilaç alımını gerektiren hastalıklarda kronik nitelik kazanabilen geçici tablo. kronik hiposalivasyon (chronic hyposalivation; xerostomia) kronik sialedenitler, tükürük bezi duktusu tıkanmaları, gelişim kusurları, yaşlılık, kronik ağız solunumu, kanser tedavisi, uzun süre kullanılan bazı ilaçlar, kronik graft-versus-host hastalığı, Sjögren sendromu, sarkoidoz, virüs infeksiyonları (HIV, kontrolsüz diabetes mellitus, kistik fibrozis, amiloidoz, Wegener granülomatozisi, kafa travmaları gibi nedenlerle ortaya çıkan, diş çürükleri, gingivitisler, konuşma güçlüğü (dysarthria), yutma güçlüğü (dysphagia), tat alma bozuklukları (dysgeusia), candidiasis ve angular cheilitis (dudak bileşikleri yangısı) bulgularının yanı sıra ağız yanması (burning mouth ve ağız kokusu yakınmalarının olduğu tükürük niceliğinin uzun süreli azalması

hipotelorizm (hypotelorism) orbitalararası açıklığın normalden az olması; birbirlerine yakın gözler

hipovitaminoz A (vitamin A deficiency) A vitamini eksikliği; gözlerde xerophthalmia (göz kuruluğu) ve keratomalacia (kornea yumuşaması) ile görme bozuklukları, solunum sistemi epitelinde metaplazi ve infeksiyonlar), üriner sistem infeksiyonları ve ürolithiasis (üriner sistemin taş hastalığı), deride foliküler hiperkeratoz ile ağız kuruluğu (xerostomia) bulguları

hipovitaminoz B1 (vitamin B1 deficiency; thiamine deficiency) beriberi hastalığı (dolaşım sistemini ve/veya periferik sinirleri etkileyen hastalık),  Wernicke-Korsakoff sendromu gibi sonuçları olan vitamin eksikliği

hipovitaminoz B12 (vitamin B12 deficiency; cyanocobalamine deficiency) B12 vitamini eksikliği; pernisiyöz anemi, sinirlerde demyelinizasyon ve glossit bulguları içeren nöroanemik sendrom

hipovitaminoz B2 (vitamin B2 deficiency; riboflavine deficiency) B2 vitamini eksikliği; gözlerde keratit, kornea ülserleri ve körlük, nasolabial dermatitis, kemik iliği hipoplazisine bağlı anemi, stomatit gibi sonuçları olan vitamin eksikliği

hipovitaminoz B6 (vitamin B6 deficiency; pyridoxine deficiency) B6 vitamini eksikliği; seboreik dermatit, periferik nöropatiler, anemi, stomatit gibi sonuçları olan vitamin eksikliği

hipovitaminoz C (vitamin C deficiency; ascorbic acid deficiency) C vitamini eksikliği; kanama eğilimi, çocuklarda Möller-Barlow hastalığı ve subperiostal hematomlar, erişkinlerde kanamalar (peteşiler ve ekimozlar, epistaxis, melena, hemarthrosis), anemi, yara iyileşmesinde bozuklukları, patolojik kırıklar,  dişeti kanamaları, periodontitis ve dişlerde dökülmeler gibi sonuçları olan vitamin eksikliği

hipovitaminoz D (vitamin D deficiency) D vitamini eksikliği;raşitizm ve osteomalasi, çocuklarda kraniyal kemiklerde yumuşama (craniotabes), mine hipoplazisi, periodontal hastalıklar, kökleri kısa ve pulpaları geniş dişler gibi sonuçları olan vitamin eksikliği

hipovitaminoz K (vitamin K deficiency) K vitamini eksikliği; yenidoğanlarda deri, viseral organ ve beyin kanamaları, erişkinlerde hematüri, melena, ekimozlar ve hematomlar, dişeti kanamaları, iskelet sistemi sorunları gibi sonuçları olan vitamin eksikliği

hipovitaminoz (vitamin deficiency; hypovitaminosis) vitamin eksikliği

Hippocrates (İ.Ö. 460-375) Ege adalarından Cos doğumlu olan Hipokrat, Tıp biliminin babası olarak bilinir ve iyi bir prati­syen olarak tanımlanır. İnsan vücudunun fizyolo­jisi ve genel patoloji ilke­leri ile sivrilmiş, tedavile­rini hümöral dengeye yöneltmiş; ilaçlardan çok fizik ekzersizler ve diyete dayanan tedavi yöntemlerini yeğlemiştir. Hipokrat’ın Tıp yemini, tüm dünya hekimlerinin mesleğe attıkları ilk adımları sırasında yinel­emeyi sürdürdükleri ve bununla gurur duydukları hümanist dizelerden oluşan bir şiir gibidir. Bu yemin: "Hekimlik mesleği üyeleri arasına katıldığını şu anda hayatımı in­sanlık hizmetine adaya­cağıma açıkça söz veriy­orum. Beni eğitenlere karşı saygım ve minnet­tarlığım devam edecektir. San’atımı vicdanıma uya­rak vakarla uygulaya­cağım. Hastamın sağlığı baş kaygım olacaktır. Hastalarımın sırlarını her zaman için saklayacağım. Hekimlik mesleğinin şerefini ve yüce gelenek­lerini sürdüreceğim. Mes­lekdaşlarım kardeşlerim olacaktır. Din, milliyet, ırk, parti ya da sosyal sınıf ayrılıklarının has­tamla göreyim arasına girmesine izin vermey­eceğim. İnsan hayatına ana karnına düştüğü an­dan sonuna dek mutlak saygı duyacağım. Baskı altında bile olsam tıp bil­gilerimi insanlık yasaları dışında kullanmayı kabul etmeyeceğim. Tüm bun­ları yerine getireceğime namusum ve şerefim üzerine açıkça and içerim”

histotoksik (histotoxic) dokular üzerinde zararlı/zehirli etki gösteren

homing (homing) timusta ya da kemik iliğinde olgunlaşan lenfositlerin periperik lenfoid dokulara (lenf düğümleri, dalak, tonsilla palatina, Peyer plakları, vd) göç etmesi

hücre çoğalmasını düzenleyen transkripsiyon faktörleri (transcription factors regulating cell cycle) hücre çoğalmasını düzenleyen otokrin, parakrin ve endokrin etkili transkripsiyon faktörleri

hücre siklusu (cell cycle) ökaryotik hücrelerin çoğalma evleri; G1 (senteze hazır), S (DNA sentezi yapan), G2 (pre-mitotik), and M (mitotik) evre. G0 evresi (cell cycle G0 phase) çoğalmasını tamamlayarak siklus dışına çıkmış, yalnızca fizyolojik işlevlerini yapan dingin hücrelerin durumu; G1 evresi (cell cycle G1 phase) hücre çoğalmasının ilk evresi; organellerin sayısı artar ve hücre irileşir; siklusu bir tur tamamlayan hücreler mitozdan sonra ya G1 evresine ya da G0 durumuna dönerler, G1 evresine dönenler sürekli rejenerasyon gösteren labil hücrelerdir; G2 evresi (cell cycle G2 phase) hücre çoğalmasının üçüncü evresi; sayısı artmış olan organeller ve arten protein içeriği nedeniyle hücre daha da irileşir; M evresi (cell cycle M phase) hücre çoğalmasının son evresi; mitozla birlikte iki kardeş hücrenin oluşması evresi; S evresi (cell cycle S phase) hücre çoğalmasının ikinci evresi; DNA ve kromozomların replikasyonu evresi

ısı şoku (heat-shock) canlı bir organizmada, kendisine yönelik her türden zararlı etkiye karşı gösterilen, özgün proteinler olan, vücut ısısının yükselmesine ilk yanıt olarak beliren “heat-shock protein (HSP)” üretimi ile karakterize metabolik nitelikli tepki

ısı şoku proteinleri (heat-shock proteins; HSP) canlı bir organizmada, kendisine yönelik her türden zararlı etkiye karşı, ortam ısısının yükselmesiyle birlikte sentezlenen ubiquitin,  chaperonin, vb özgün proteinler

iç kanama (internal hemor­rhage) vücut boşlukları içerisinde kalan kanın vücut dışına çıkmadığı için dışta belirti vermediği kanama

idiopatik (idiopathic) primer; nedeni bilinmeyen

ikter (icterus; jaundice) sarılık; hiperbilirubinemi nedeniyle skleraların, derinin, mukozaların ve organların sarıya boyandığı olgu; safra yollarının intrahepatik tıkanmalarına (doğumsal, kimyasal maddelerin ve anabolik steroidlerin etkisi)  ya da ekstrahepatik tıkanmalarına (safra kanalları ve pankreas başı karsinomları, safra yollarının dışarıdan basıyla sıkışması, safra taşları, parazitler) bağlı olan, uzarsa karaciğer biliyer siroza yol açabilen sarılık tablosu. hemolitik ikter (hemolytic jaundice) Rh uyuşmazlığı, hemolitik anemiler, hemoliz yapan toksinlerin etkisi gibi hemolizin arttığı durumlarda ortaya çıkan sarılık tablosu. tıkanma ikteri (obstructive jaundice) obstrüktif ikter; safra kanalları ve pankreas başı karsinomları, safra yollarının dışarıdan basıyla sıkışması, safra taşları, parazitler, vb nedenlerle beliren sarılık; cerrahi ikter. hepatosellüler ikter (hepatocellular jaundice) karaciğer parenkim hücrelerinin zarar gördüğü hepatitler, sirozun akut dönemi/alevlenmeleri/terminal dönemi, ilaçların toksik yan etkilerinin varlığı (rifampin ve probenecid) gibi durumlarda ya da konjugasyon mekanizmasının bozulduğu kalıtsal hastalıklarda (Crigler-Najjar Sendromu; Gilbert Sendromu,  Dubin-Johnson Sendromu, Rotor Sendromu, benign yineleyen intrahepatik kolestaz, progressif ailesel intrahepatik kolestaz, vb) ortaya çıkan sarılık tablosu. yenidoğan ikteri (icterus neonatorum) yenidoğan sarılığı; yenidoğanların ilk günlerinde görülen fizyolojik hemoliz nedeniyle dolaşımdaki fazlaca konjuge olmamış bilirubinin artmasına bağlı ikter tablosu. kernicterus (kernicterus) bilirubin ensefalopatisi; yenidoğanda beyin bazal gangliyonlarına ve serebellumdaki nucleus dentate ile pontin’i sarıya boyayan konjuge olmamış bilirubinin toksik etkisiyle meydana gelen, öldürücü olabilen, yaşayabilenlerde güçlü koreoatetozis ve mental retardasyon gibi sekeller bırakan beyin zararları. icterus neonatorum gravis (icterus neonatorum gravis) anne-bebek Rh uyuşmazlığı sonucunda gelişen hemoliz nedeniyle yeni doğanın kanında konjuge olmamış bilirubin ve serbest bilirubin düzeyleri çok yükselmesi

ileus (ileus) bağırsak tıkan­ması; tümör, katılaşmış dışkı, meyve çekirdekleri, bağırsak kurtları, safra taşları, bağırsak yapışıklıkları, bağırsağın sapı üzerinde dönerek büklüm yapması, karıniçi yangıları, karın travma­ları, karın damarlarının tıkanması, böbrek has­talıkları, karıniçi cerrahi uygulamaları gibi neden­lerle meydana gelen bağırsak tıkanması/bağırsak felci

immun tolerans (immune tolerence) immun hoşgörü; bağışıklık sisteminin kendi hücrelerindeki antijenik yapılara tepki göstermemesi

immunosüpresyon (immunosuppression) immunosupresyon; bağışıklık sisteminin baskılanması. immunosüpresif (immunosuppressive) bağışıklık sistemini baskılayan; bağışıklık sisteminin tepkilerini önleyen. immunosüpresif tedavi (immunosuppressive therapy) otoimmun hastalıklarda, transplantasyon girişimlerinde, vb olgularda antijenik moleküllere aşırı gösterilmesi olası tepkilere karşı organizmayı korumak amacıyla uygulanan tedavi. fizyolojik immunosüpresyon (physiologic immunosuppression in pregnancy) gebelik immunosüpresyonu; gebe anne vücudunda kromozomlarının yarısı kendisine ait bir semiallogreft taşır ve babaya özgü proteinlere düşük düzeyde de olsa bir tepki izlenir, ancak immun sistemin bu davranışı gebelik sürecini etkilemez

implantasyon kisti (implantation cyst; epidermoid cyst) epidermoid kist; çoğu olguda yara iyileşmesi sonrasında sikatris dokusu içinde kalan epitel hücrelerinin proliferasyonuyla beliren kist

indurasyon (induration) endurasyon; katılaşma

infant (infant) 6-24 aylık bebek. infantil (infantil) bebeklere özgü.

infantilizim (infantilism) çocuklaşma; bebekleşme

infantil kortikal hiperostozis (infantile cortical hyperostosis; Caffey’s disease) Caffey-Silverman sendromu; Caffey hastalığı; bazı kemiklerde hiperplastik korteks kalınlaşmasıyla ortaya çıkan, bir bölümü kalıtsal olan, sporadik olguların etyolojisinde immunolojik ve bozukluklar, infeksiyon hastalıkları, endokrin sistem aksamaları, kollagen bozuklukları ile travma gibi faktörlerin etkili olabileceği, belirsiz zaman aralıklarında alevlenebilen, altçene lezyonlarının simetrik olduğu, ekspansiyon yapan kemik yoğunlaşması​

inhalasyon (inhalation) havanın ya da gaz halin­deki maddelerin solunum yoluyla akciğere alınması 

iritasyon (irritation) hırpalanma; zedelenme; tahriş

iyonlaştırıcı radyasyon (ionizing radiation) kanser radyoterapisinde kullanılan x-ışınları ve gamma ışınları

jinekoid (gynecoid) kadın özellikleri gösteren; kadınsı

jinekomasti (gynecomas­tia; gynecomasty) karaciğer sirozunda ya da östrojen verilen prostat kanserli erkek hastalarda memelerin büyümesi

jüvenil (juvenile) 24 aylıktan puberteye (9-13 yaş) dek olan dönemdeki çocuk