TÜMÖRLERİN ETKİLERİ

Tümörlerin klinik tanısı açısından çok önemli olan etkileri ve bunların neden olduğu belirtiler iki ana başlıkta toplanır:

(1) Yerel etkiler

(2) Sistemik etkiler ve Paraneoplastik sendrom

 

(1) YEREL ETKİLER

@ Estetik: vücudun dıştan görülebilen yerlerinde (özellikle yüzde) bulunan selim tümörler Bazen yalnızca estetik bakımdan sakıncalıdır. Kanserlerde estetik kavramı umursanmaz.

Basınç: tümör kitlesinin yaptığı basınç önemli komplikasyonlar doğurabilir. Basınç etkisinde tümör kitlesinin büyüklüğü önemlidir. Örnekler:

  • Çene kemiklerindeki tümörlerde dişler spontan olarak dökülebilir ya da yer değiştirir.

  • Beyin ve medulla spinalis üzerindeki basınç felç ve başka bozukluklar yapabilir.

  • Pons ve bulbusu sıkıştıran küçük bir tümör bile solunum ve dolaşım merkezlerine basarak hastayı öldürebilir.

  • Optik kiazmaya bası yapan tümörlerde görme bozuklukları saptanır.

  • Sinirlerin tümör tarafından sıkıştırılması felçler, duyu bozuklukları ve ağrı yapabilir.

  • Kanser hücreleri sinirleri infiltre ettiklerinde nöropatiler belirir.

  • Tümörlerin dıştan sıkıştırmasıyla damarlar daralır ve tıkanabilir. Kanserler damar çeperini infiltre ederek lümene girebilir. Etkilenen bölgelerde dolaşım bozulduğuna bağlı lezyonlar (kanama, ödem, infarkt) görülebilir.

  • Tümörler boru biçimindeki yapıları dışarıdan sıkıştırarak daraltabilir. Üreterlerin sıkıştırılmasına bağlı hidronefroz sıkça görülür.

Obstrüksiyon: silindir biçimdeki organların çeperindeki tümörler lümene doğru büyüyerek ya da tüm çeperini annüler biçimde sararak daralma ve tıkanma yapabilirler.

  • Bağırsak tıkanmasına bağlı ileus ve perforasyon,

  • Safra yollarının obstrüksiyonuna bağlı ikter,

  • Larinksi tıkanması sonucu asfiksi ile ölüm,

  • Solunum yolları obstrüksiyonuna bağlı pnömoni ve dispne,

  • İdrar yollarının tıkanmasıyla hidronefroz ve infeksiyon,

  • Beyin-omurilik sıvısının akımının engellenmesiyle hydrocephalus,

  • Damar obstrüksiyonuna bağlı dolaşım bozuklukları (vena cava superior sendromu, ödem, kanama),

  • Lenfatiklerin invazyonuna bağlı obstrüksiyon (lenfödem).

İşlevsel bozukluklar:

  • Larinks tümörlerinde ses kısıklığı ilk belirtidir.

  • Uterus tümörleri abortusa (düşük) neden olabilir.

  • Burun tümörlerinde koku alma bozukluğu vardır.

  • Çene kemiklerindeki tümörler çiğneme fonksiyonunu bozar.

Kanama ve delinme: Damar çeperlerinin invazyonu kanama nedenidir. Boru ya da kese biçimindeki organların infiltran kanserlerinde kanama ve delinme sık görülür.  Kavernöz tipteki damar tümörleri kanar. 

(2) SİSTEMİK ETKİLER

Kaşeksi (cachexia): kanserli hastalar bir süre sonra zayıflamaya başlar ve kaşeksiye gire­bilir. Başlıca nedenleri: tümörün kanaması, nekrotik dokuların yıkımı sırasında ortaya çıkabilen toksik maddeler, TNF ve çeşitli sitokinlerin varlığı, psiko­lojik bozukluğa bağlı uykusuzluk ve tedirginlik, iştahsızlık, sindirim kanalındaki tümör­lerde kusma ve diyare, bakteri infeksiyonları, ağrı.

Hormon bozuklukları: endokrin bezlerin tümörlerinde Bazen normalden fazla hormon salgılanır ve buna bağlı bozukluklar ortaya çıkar. Örnekler:

  • Hipofiz eozinofil adenomunda somatotrop hormon (STH) : akromegali ve gigantizm,

  • Paratiroid tümörlerinde parathormon artışı: yaygın osteoporoz, patolojik fraktür ve lamina dura kaybı (von Recklinghausen hastalığı),

  • Sürrenal medullasından kökenli feokromositomalarda adrealin/noradrenalin: paroksismal hipertansiyon atakları,

  • Sürrenal korteks tümörleri: Cushing sendromu.

Tümörlerde immunolojik değişiklikler: tümörlerin bir bölümünde bağışıklık sistemiyle ilgili ürünler saptanır.

Çoğu olguda tümör hücrelerinin yüzeylerinde tümörün kaynaklandığı dokunun hücrelerinde bulunmayan “tümöre özgü” yeni antijenler oluşur. Yüzey antijenlerinin farklılaşmasının başlıca nedeni tümör hücrelerinin genom yapısındaki değişmedir. “Tümör markeri” olarak nitelenen antijenlerin belirlenmesi hastada bir tümörün varlığını gösterir.

İki tür tümör markeri vardır (ayrıntılar için bkz Tümör Tanısı): (i) klinik tümör markerleri, ö(ii) histokimyasal tümör markerleri.

Genom yapısının değişmesi sonucu oluşan yeni yüzey antijenlerinin başlıcaları şunlardır:

  • Onkogen virüslerin antijenleri,

  • Fiziksel ve kimyasal karsinojenlerin etkisine bağlı olan özgün antijenler,

  • Dokuya özgü antijenler [prostata özgü antijen (prostate-specific antigen; PSA)], onkofetal antijenler [karsinoembriyonik antijen (CEA); alfa-fetoprotein (AFP)].

Bağışıklık sisteminin tümöre özgü antijenlere verdiği tepki genellikle çok belirgin değildir. Bazı tümör antijenlerine karşı antikorlar oluşurken bir başka tümör grubunda hücresel bağışıklık sisteminin uyarıldığı ve tümörü sınırlandırmaya çalışan lenfosit kümelerinin belirdiği izlenir.

Özellikle lenfosit infiltrasyonu ile prognoz arasında önemli bir bağlantı vardır. Lenfositlerin yoğun olduğu tümörlerin prognozu daha iyidir. Örneğin Grade I skuamöz hücreli karsinomda tümörü kuşatarak durdurmaya çabalayan bir lenfosit çemberi oluşur. Yoğun lenfosit infiltrasyonu içeren memenin medüller karsinomu ve malign melanoma ile lenfosit zenginliği bulunan Hodgkin lenfomasında tedaviye olumlu yanıt alınır. Doku kültüründe yapılan araştırmalarda lenfositlerin tümör hücrelerini destrüksiyona uğrattığı saptanmıştır.

B-lenfosit kökenli tümörlerde (B-lenfoma, multipl myeloma) immunoglobulin üretimi vardır. Bu tür tümörler monoklonal hücrelerden oluşur ve bu nedenle ancak bir tip immunoglobulin üretimi gerçekleşir. Plazmada tek tip immunoglobulin düzeyinin yüksek bulunması tanıda yardımcıdır.

Tümörlerin biyolojik davranışları, tümörün özellikleri ya da tümörlü kişinin özellikleri gibi birçok faktöre bağlıdır. Selim bir tümör yavaş büyüme gösterirken büyümesi hızlanır, habisleşebilir ya da spontan iyileşme göstere­bilir.

Tümörlerin çoğunda normal hücrelerde bulunan antijenlerin yitirildiği izlenir (doğal antijenlerin yitirilmesi) . Yitirilen antijen sayısı arttıkça tümörün agresyonu da artar. Örnek: ABO antijenlerini yitiren mesane kanserleri görece invaziftir ve erken metastaz yaparlar.

Özel bir yöntemle [fluorescent in situ hybridization (FISH)] yapılan incelemelerde malign tümörlerde kromozom anomalileri, mutasyonlar ve translokasyonlar gibi karyotipik anomaliler saptanır. En iyi bilinen kromozom anomalisi lösemilerde (özellikle kronik granülositik lösemi) saptanan “Philadelphia kromozomu (Ph1)” dur. Hastaların %90’ında “kromozom 22”nin oldukça küçük olduğu saptanır. Ph1‘in tümüyle kaybolmuş olduğu hastalarda prognoz oldukça kötüdür.