YANGIYA KATILAN HÜCRELER

T-LENFOSİTLER (T-hücreleri)

Hücresel bağışıklık sisteminin ana elemanıdır. Lenfositlerin %70'ini oluştururlar.

Kemik iliğinde üretilen lenfositlerin bir bölümü timusa gider ve orada eğitilirler; bunlara “timus cells (T-lenfositleri)” adı verilir. Eğitimlerini tamamlayan lenfositler dolaşıma girerek lenfoid dokulara (lenf düğümleri, dalak, Peyer plakları, vb) gider ve orada toplanarak görev verilmesini beklerler.

T-lenfositleri ürettikleri limfokinlerle makrofajların aktivasyonunu düzenler ve antikor yapımını uyarırlar.

Limfokinleri aracılığıyla:

  • Makrofajları,

  • Antikor yapımını,

  • Sitotoksik davranışları,

  • Bağışıklık sisteminin belleğini yönlendirir ve denetlerler.

Hücresel bağışıklığın en önemli ögesidir:

  •  İmmun sistemin belleğini oluştururlar,

  • İntrasellüler infeksiyonlarda (tüberküloz, virüs, parazit) etkilidirler,

  • Bağışıklık sistemini (özellikle makrofajları, B-lenfositleri ve sitotoksik T- lenfositleri) aktive ederler,

  • Limfokinler üretirler,

  • Transplantasyon reddini yönetirler,

  • Tümör savaşımında rol alırlar.

T-lenfositlerinin başlıca 3 alt grubu vardır: CD8+, CD4+, TCM lenfositler. PDF

  • CD8+ lenfositleri (sitotoksik lenfositler, TC, CTL, T-Killer cell, cytolytic T cell, killer T cell): yüzeyinde CD8 adı verilen bir glikoprotein bulunan T-lenfositleridir. CD4+ lenfositlerin tersine yangı elemanlarını inhibe etmeye çabalar (süpressör etki).  İkinci bir görevi daha vardır; aktive olduklarında agresif nitelikleri olan sitotoksik hücrelere dönüşürler. Bu nedenle “TC, CTL, T-Killer cell, cytolytic T cell, killer T cell” gibi adlarını da alırlar. Virüslerle infekte ya da işlevi bozulmuş bir hücreyle karşılaştıklarında “perforin” adı verilen sitolitik bir protein üretirler; böylece, önce hücre membranını delerler. İkinci aşamada başka enzimlerin de yardımıyla hedef hücreyi parçalarlar. Örneğin, HBV infeksiyonlarında infekte olan hepatositleri düşman olarak algılayan ve onlara saldırarak virüsleri yok etmeye çalışan “cytolytic T lenfositleri” karaciğer dokusuna da önemli zararlar verir.

  • CD4+ lenfositleri (Th lenfositleri; T helper cells): bağışıklık sistemini güçlendiren lenfosit türüdür. Tek başlarına önemsizdirler; yangılarda etkin olan öteki hücrelerin işlevlerini (fagositoz, sitotoksik işlev, vd) yapamazlar. Ancak yangının başlamasıyla birlikte bağışık sistemi hücrelerini aktive eder ve yönlendirirler: B-lenfositlerinin antikor üretimini, sitotoksik T-lenfositlerinin aktivasyonunu, makrofajların fagosite ettikleri bakterileri yok etme fonksiyonlarını denetlerler. Kendisine yönelik uyaranları algılayan Th lenfositleri hemen çoğalmaya başlar. Çoğalma işlemi otokrindir; uyarılan Th lenfositleri, kendilerinin ürettiği “T-lenfosit büyüme faktörü” ve “interlökin 2 (IL-2)” maddelerinden kendileri de etkilenerek çoğalmaya başlarlar. Olgunlaşmış Th lenfositlerinin bazılarındaki yüzey proteini değişimi onlara farklılık kazandırır; yüzeylerinde CD4 proteini içeren T-lenfositlerine CD4+ lenfositleri adı verilir. Çoğalan yeni lenfositlere Th0 adı verilir; Th0 hücreleri, yangı ortamındaki sitokinlerin niteliklerine göre Th1 ya da Th2 lenfositlerine dönüşürler. Th1 lenfositleri IL-2 ve gamma interferon (IFN-gamma), Th2 lenfositleriyse IL-4, IL-5 ve IL-10 üretirler. CD4+ lenfositleri antikor üretimini ve yangıya neden olan etkene karşı gelişen tepkileri yönlendirir. Örneğin, HIV infeksiyonlarında infekte olan CD4+ lenfositlerinin sayısı giderek azalır, sayıları azaldıkça hastalığın prognozu kötüleşir.

  • TCM(bellek) lenfositleri: lenfositoza yol açan neden ortadan kalktıktan sonra (hasta iyileştikten sonra) dolaşımdaki CD4+  ya da CD8+ lenfosit sayısı da normale döner. Bu evrede hastalık tablosuna neden olan faktörleri (çoğunlukla virüsler) unutmayan ve ikinci kez karşılaştıklarında kısa sürede tepki vererek hastalık oluşmasını engelleyen “bellek (memory) hücreleri” adını alan lenfositler kalır. Bellek hücreleri bildikleri her antijeni ve ona karşı nasıl davranılması gerektiğini bir sonraki kuşağa aktarır (aktif bağışıklık). Virüs aşılarıyla elde edilen bağışıklık da aynı ilkelere dayanır.